ESER SÖZLEŞMESİNDE ZAMANAŞIMI

ESER SÖZLEŞMESİNDE ZAMANAŞIMI

Av. Kübra Tamtürk

İstanbul Barosu

 ESER SÖZLEŞMESİNDE ZAMANAŞIMI

GİRİŞ

Türk Borçlar Kanunu m.470'e göre eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Günümüzde özellikle inşaat sektöründeki ilerlemeler nedeniyle eser sözleşmesi, uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve bu nedenle birçok uyuşmazlığa konu olan bir sözleşme tipi haline gelmiştir. Bu çalışmamızda, eser sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklara konu taleplerin ileri sürülebilirliğine önemli etkileri bulunan zamanaşımı konusu, mülga BK ve TBK hükümleri çerçevesinde işlenecektir.

Çalışma konumuzun eser sözleşmesinde zamanaşımı olması nedeniyle, zamanaşımına ilişkin genel bilgilerimizi tekrar etmemiz faydalı olacaktır. Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalabilmesini ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu 'eksik bir borç' haline dönüştürür ve alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır. Zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren başlar. Alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu hallerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden itibaren işlemeye başlayacaktır. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 90. maddesinde "İfa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muaccel olur." hükmüne yer verilmiştir. Bu nedenle, kural olarak her borcun doğumu anında muaccel olduğu kabul edilmelidir.

Çalışmamızda eser sözleşmesinde zamanaşımı konusu, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu açısından değerlendirilecektir. Özellikle, ayıplı eser tesliminden doğan davalarda zamanaşımına ilişkin mülga BK'da yer alan hükme rağmen, Yargıtay uygulamasında sürelerin farklılık arz etmesi ve TBK'da zamanaşımına ilişkin yapılan önemli değişikliklerin bu uygulamaya etkisi üzerinde durulacak ve yürürlükteki Kanun çerçevesinde çeşitli ihtimaller üzerinden zamanaşımı süreleri ayrı ayrı işlenecektir.

BİRİNCİ BÖLÜM:

 ESERİN AYIPLI OLARAK MEYDANA GETİRİLMESİNDE ZAMANAŞIMI

I. AYIPLI ESER KAVRAMI

Ayıp, eserde normal olarak bulunması gereken niteliklerin bulunmaması veya bulunması uygun olmayan niteliklerin bulunmasıdır. Bir eserin meydana getirilmesine dair ilişkide, eserin taşıması gereken nitelikler kural olarak sözleşme ile belirlenir. Bu çerçevede eserin sözleşme ile belirlenen niteliklere uygun olması beklenir. Ancak, sözleşmede eserin nitelikleri belirlenmemiş olsa dahi yüklenici, eserin kullanım amacını göz önünde bulundurarak eseri uygun nitelikte meydana getirmelidir. Bu husus TMK m.2'nin bir yansıması olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla ayıp kavramını, eserin sözleşmeyle taahhüt edilen veya dürüstlük kuralı gereğince kendisinden beklenen nitelikleri taşımaması olarak tanımlayabiliriz[1].

Yüklenicinin ayıptan sorumluluğunun gerçekleşmesi için, sözleşme konusu eseri tamamlayarak iş sahibine teslim etmiş olması gerekmektedir[2]. Yine iş sahibi kendisine teslim edilen eseri, işin olağan akışına göre fırsat bulur bulmaz yoklamalı ve bulduğu ayıpları uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmelidir.

TBK m.475'te eserin ayıplı olması halinde iş sahibinin seçimlik hakları üç bent halinde düzenlenmiştir. Bunlar; eser, iş sahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme, eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme, aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz onarılmasını istemedir. Kanunun aynı maddesinde iş sahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı da saklı tutulmuştur. İşte bu başlık altında, yüklenicinin ayıplı bir eser meydana getirmesi halinde, bu sebeple açılacak davalardaki zamanaşımı süresi işlenecektir.

II. 6098 SAYILI TBK VE 818 SAYILI MÜLGA BK BAKIMINDAN ZAMANAŞIMINA İLİŞKİN KANUNİ DÜZENLEME

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 1.7.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 1. ve 5. maddeleri gereğince, 818 sayılı mülga BK'da yer alan eser sözleşmesine ilişkin zamanaşımı hükümlerinin açılacak olan davalarda uygulanma kabiliyeti bulunmaktadır. Zira Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 1. ve 5. maddelerinde; Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümlerinin uygulanacağı ve Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı sürelerinin, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam edeceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla mülga BK'da yer alan düzenlemelerin bu maddeler gereğince uygulama alanının devam ettiği kuşkusuzdur. Bu nedenle bilhassa eserin ayıplı olarak meydana getirilmesi ile ilgili mülga BK düzenlemelerinin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.

818 sayılı BK'nın 126. maddesinde beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olan alacaklar sayılmış olup, maddenin 4. bendine eklenen hüküm ile eser sözleşmesinden doğan davaların kural olarak beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu düzenlenmiştir. BK m.126/4'te yüklenicinin kast veya ağır kusuru ile akdi hiç veya gereği gibi yerine getirmemesinin yanında bilhassa ayıplı malzeme kullanmasının veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olmasının, beş yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasında hariç tutulduğu görülmektedir. BK m.363/1'de ise eser sözleşmesinde eserin ayıplı olarak meydana getirilmesine ilişkin zamanaşımı belirlenmiş ve eserin ayıplı olmasından dolayı iş sahibinin haiz olduğu hakların, kendisine ayıplı mal teslim edilen alıcının ayıptan doğan haklarının bağlı olduğu zamanaşımı süresine tabi olduğu düzenlenmiştir. Yani eserin ayıplı olarak tesliminde zamanaşımı hususunda BK'da yer alan satım sözleşmesi hükümlerine gönderme yapılmıştır. BK m.363/2'de ise, taşınmaz inşaatı göz önünde tutularak, iş sahibinin yükleniciye, inşaata iştirak eden mimar ve mühendise karşı ayıba ilişkin haklarının, eserin teslim alınmasından başlayarak beş yıllık sürede zamanaşımına uğrayacağı ifade edilmiştir.

818 sayılı mülga BK'nın 363. madde hükmü her ne kadar satım sözleşmesine ilişkin zamanaşımı hükümlerine gönderme yapsa da, yerleşik Yargıtay uygulamasında BK m.126/4 hükmünün, m.363'ün uygulanmasını imkansız hale getirdiği kabul edilmektedir. Yargıtay'a göre, 01.01.1957 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun ile Borçlar Kanunu m.126 hükmüne eklenen 4. bent uyarınca, eser sözleşmelerinden doğan davalar kural olarak beş yıllık zamanaşımına bağlıdır. Bu Kanun hükmünün yaptığı düzenleme nedeniyle önceki hükümde yer alan Borçlar Kanunu m.363 hükmünde öngörülen satım sözleşmesindeki zamanaşımı sürelerinin uygulanacağı hususu, zımnen yürürlükten kalkmıştır. BK m.126/4'te, beş yıllık zamanaşımı süresi bakımından yüklenicinin ayıplı malzeme kullanması veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması hali ayrı tutulmuştur. Yüklenicinin ayıplı malzeme kullanması veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması hali için beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanamayacağından, Borçlar Hukukunda genel zamanaşımı süresinin on yıl olduğu göz önüne alınarak, ayıplı eser nedeniyle açılacak davalara genel zamanaşımı süresi olan on yıl uygulanacaktır. Bu durumda BK m.363 hükmünün uygulama kabiliyeti bulunmamaktadır. Yargıtay bu hususu tartıştığı bir kararında;

"BK'nın 363. maddesi, aynı Yasa'nın 6763 sayılı Yasa'yla değişik 126/son maddesi hükmü karşısında uygulanamaz hale gelmiştir. Eser sözleşmesinden kaynaklanan ihtilaflarda, satım akdinde uygulanan BK'nın 215. maddesinin tatbiki mümkün değildir. BK'nın 126/son maddesi hükmünce de yüklenicinin kasıt veya ağır kusuru ile akdi hiç veya gereği gibi yerine getirmemiş, bilhassa ayıplı malzeme kullanmış veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle açılacak davalar hariç 5 yıllık zamanaşımına tabi olacaktır. Buna göre yüklenicinin kasıt veya ağır kusuru ile akdi hiç veya gereği gibi yerine getirmediği ve ayıplı malzeme kullanmış veya ayıplı iş meydana getirmiş olduğu haller madde kapsamı dışında bırakıldığından bu gibi durumlarda BK'nın 125. maddesinde yer alan 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir.[3]"

şeklinde açıklamalara yer vermiştir[4]. Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 1. ve 5. maddeleri gereğince somut olaya mülga BK'da yer alan eser sözleşmesine ilişkin zamanaşımı hükümlerinin uygulanacağı durumlarda, Yargıtay'ın yerleşik içtihadı gereği, yüklenicinin ayıplı malzeme kullanması veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması halinde 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerekecektir.

Aksi görüşe göre[5], Borçlar Kanunu 126. maddesinin 4. bendi hükmü, BK m.363 hükmünü ortadan kaldırmamıştır. Bu yüzden taşınır eserlerde BK m.363 hükmünün atfı gereği adi (ticari olmayan) eser sözleşmesinde açık ya da gizli ayıplarda bir yıl, ticari eser sözleşmelerinde altı aylık zamanaşımı süreleri uygulanmalıdır[6]. Taşınmaz inşaatında ise beş yıllık zamanaşımı uygulanır (BK m.363/2).

Zevkliler'e göre ise[7],  ayıptan kaynaklanan davalar için BK m.363 hükmü özel hüküm niteliğinde olup, BK m.126/4 hükmü ise daha genel niteliklidir ve eser sözleşmesiyle ilgili her türlü ihtilaflarda açılacak davalar yönünden geçerlidir. Böyle olunca ayıba ilişkin davalarda BK m.363 ve onun yollaması ile BK m.207/1 hükmü uygulanır, yani bir yıllık süre geçerlidir. Buna karşın çekişme ayıp dışındaki hususlara ilişkin ise BK m.126/4 hükmü uygulanır, yani beş yıllık süre geçerli olur[8].

Kanımıza göre, BK'nın 126. maddesine eklenen 4. bentte yüklenicinin ayıplı malzeme kullanması veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması halinin hariç tutulmasındaki amaç, ayıplı eser hali için özel olarak düzenlenmiş BK m.363 hükmünün uygulanabilirliğinin devam etmesini sağlamak, yani söz konusu hükmü yürürlükten kaldırmamaktır. Eser sözleşmesine ilişkin olarak BK'nın 126 maddesine eklenen hükümle birlikte, BK m.363 hükmünde herhangi bir değişiklik yapılmaması da, BK m. 363 hükmünün zımnen yürürlükten kalktığına ilişkin yorumu dayanaksız kılmaktadır. Dolayısıyla Zevkliler'in de savunduğu gibi, eser sözleşmesinde ayıptan kaynaklanan davalarda BK m.363 hükmü, diğer davalarda ise BK m.126/4 hükmü uygulanmalıdır.

6098 sayılı TBK'da ise, 818 sayılı BK'nın 363 maddesinin 1. fıkrasından farklı olarak satım sözleşmesinde ayıptan doğan haklarının tabi olduğu zamanaşımı süresine yollama yapılmaksızın, çeşitli ihtimaller ve eserin niteliği göz önünde tutularak, zamanaşımı süresi ayrı ayrı belirlenmiştir. TBK'nın eser sözleşmesine ilişkin zamanaşımı düzenlemesi olan 478. maddesinde, mülga BK'ya göre önemli değişikliklerin yer alması nedeniyle, özellikle eserin ayıplı olarak meydana getirilmesinde zamanaşımı hükümleri bakımından uygulamanın farklılaşacağı ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarının da değişiklik göstereceği kuşkusuzdur.

TBK m. 478 metni şu şekildedir; "Yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu sebeple açılacak davalar, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz yapılarda ise beş yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.".

TBK'nın tek fıkradan oluşan 478. maddesinde, iş sahibinin kendisine ayıplı eser teslim edilmesi sebebiyle yükleniciye karşı açabileceği davaların tabi olduğu zamanaşımı süresi düzenlenmektedir. TBK m.478, yüklenicinin ayıplı bir eser meydana getirmesi halinde açılacak olan davalarda uygulanacak zamanaşımı süresine ilişkin özel bir düzenlemedir. Kanun düzenlemesinde, zamanaşımının süresinin tespitinin, yüklenicinin ağır kusurunun olup olmamasına ve eserin taşınmaz yapı niteliğinde olup olmamasına göre yapılacağı hüküm altına alınmış ve TBK m.127/6'da ayıplı esere ilişkin bir istisna getirilmediğinden eski Kanun dönemindeki tartışmalar son bulmuştur.

Her ihtimalde eser sözleşmesinde zamanaşımı süresi yüklenicinin edimini ifasından yani eserin teslim tarihinden itibaren başlar[9]. Yani zamanaşımı süresinin başlaması için eserin iş sahibince akde uygun olduğunun kabul edilmesi yeterli değildir, eserin mutlaka teslim edilmiş olması gerekmektedir[10]. Gerek mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 364. maddesinde, gerekse 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 479. maddesinde eser sözleşmelerinde iş sahibinin edimini oluşturan iş bedelinin muacceliyeti, eserin teslimi şartına bağlanmıştır. Bu nedenle, eser sözleşmelerinden kaynaklanan davalarda, zamanaşımı süresinin işin yüklenici tarafından iş sahibine teslim edildiği tarihten itibaren başladığı kabul edilmektedir ve Yargıtay'ın yerleşik içtihadı da bu yöndedir[11]. Eğer bir taşınmaz yapı eseri birden fazla yan yüklenici tarafından yapılıyorsa, her bir eser kısmı için ayrı ayrı olarak gerçekleşecek teslim ile zamanaşımı işlemeye başlayacaktır[12].

Federal Mahkeme'ye göre, bir inşaatta işin bittiğinin yüklenici tarafından iş sahibine bildirilmesi ve onun da işi bitmiş sayması zamanaşımının işlemeye başlaması için yeterlidir. İş sahibi nezdinde yapılan onarımlarda ve eserin maddi olmayan bir sonuçtan ibaret olduğu durumlarda, fiilen bir teslim karşısında bulunulmadığından zamanaşımı işin bitimi tarihinden itibaren hesaplanmalıdır[13].

III. YÜKLENİCİNİN AĞIR KUSURUNUN OLMAMASI HALİNDE ZAMANAŞIMI

TBK m. 478 düzenlemesi; "Yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu sebeple açılacak davalar, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz yapılarda ise beş yılın. geçmesiyle zamanaşımına uğrar." şeklinde olup, zamanaşımı süresini taşınmaz ve taşınmaz yapılar dışındaki eserler için farklı düzenlemiştir. Şimdi Kanunda belirlenen kıstaslar çerçevesinde bu zamanaşımı sürelerini görelim.

  1. Taşınmaz Eserlerde Zamanaşımı

TBK m.478'e göre,  taşınmaz yapılarda yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse ve yüklenicinin ağır kusuru bulunmuyorsa, bu sebeple açılacak davalar, -taşınmaz yapı eserinin niteliği gereği ayıpların uzun zaman içinde ortaya çıkmasına bağlı olarak[14]- teslim tarihinden başlayarak beş yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.

TBK'nın uygulanacağı eser sözleşmelerinde ayıplı taşınmaz yapılar için zamanaşımı beş yıl olarak belirlenmiş durumdadır. 818 sayılı mülga BK'da ise m. 126/4 hükmünün m.363'ü zımnen yürürlükten kaldırdığına ilişkin görüş nedeniyle ayıplı taşınmazlarda on yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaktaydı.

Taşınmaz yapılardan sadece binalar değil, yerle bağlılık arz eden, belli bir ekonomik önem taşıyan ve insan emeğiyle yapılan bağımsız şeyler anlaşılmalıdır. Toprakla bağlantısı olmakla birlikte ikinci derecedeki teknik yapı işleri, örneğin, basit inşaat (baraka, kulübe gibi) teferruat niteliğindeki şeyler, temelli kalmak amacı olmaksızın geçici olarak yapılan menkul inşaat olup, bu şekilde yapılan inşaatlar taşınmaz yapı sayılmamaktadır[15]. Yeni bir eser yaratmak olduğu kadar eskisinin tamir ve tadili de bu kapsamda değerlendirilebilir, ancak esaslı olmayan tamir ve tadilatlar taşınmaz bir eser meydana getirme hükümlerine tabi tutulmamalıdır. Federal Mahkeme'ye göre bir taşınmaz üzerinde bir yüklenicinin yaptığı her türlü iş taşınmaz inşaatı olarak nitelendirilemez; böyle bir nitelendirme için eser sözleşmesinin konusunu teşkil eden edim bizzat niteliği itibariyle bir inşaat sayılmalıdır[16].

  1. Taşınmaz Yapılar Dışındaki Eserlerde Zamanaşımı

TBK m. 478'e göre, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse ve yüklenicinin ağır kusuru bulunmuyorsa, bu sebeple açılacak davalar, teslim tarihinden başlayarak iki yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.

TBK m.478, iki yıllık zamanaşımı süresi bakımından taşınır eserler değil, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerden bahsettiğinden, bir üst başlıkta bahsetmiş olduğumuz taşınmaz yapı özellikleri taşımayan her türlü eser nedeniyle açılacak olan davalar, maddedeki şartların gerçekleşmesi halinde teslimden itibaren iki yıllık zamanaşımı süresine tabi olacaktır.

IV. YÜKLENİCİNİN AĞIR KUSURUNUN OLMASI HALİNDE ZAMANAŞIMI

TBK m.478'e göre, yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, bu sebeple açılacak davalar, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın teslim tarihinden başlayarak yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. TBK'nın 146. madde gerekçesinde ağır kusur, kasten ya da ağır ihmal niteliğindeki davranışlar olarak ifade edilmiştir.

Yirmi yıllık zamanaşımı süresi kuşkusuz deprem sonrasında yükleniciye karşı ikame edilen davalarla ilgili olarak verilen Yargıtay kararları açısından büyük önem taşımaktadır. Bilindiği gibi, 17 Ağustos 1999 yılında yaşanan deprem sonrasında yüklenicilerin kusurları nedeniyle yıkılan binaların sahipleri, yükleniciler aleyhine tazminat talepli davalar ikame etmişlerdir. Ancak binaların birçoğu depremden çok önce inşa edilerek teslim edildiğinden ve mülga BK'da yüklenicinin ağır kusuru halinde uygulanacak olan zamanaşımı süresi on yıl olarak belirlendiğinden, bina sahipleri tarafından açılan davaların çoğunluğu zamanaşımı nedeniyle reddedilmiştir. Bina sahiplerinin mağduriyetine neden olan bu durum üzerine Yargıtay tarafından içtihat geliştirilmiş ve haksız fiil esaslarına göre depremden sonra bir yıllık zamanaşımı süresi içerisinde ikame edilen davaların esasına girilmesi gerektiğine hükmedilmiştir. Bu çerçevede tüm esasları kavrayabilmek adına bu hususa ilişkin Yargıtay kararına yer vermekte fayda vardır[17];

"Davacılar, 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle binanın çökmesi sonucu yakınlarını kaybettiklerini, binanın davalılar tarafından yapıldığını, zararın oluşumuna davalıların hukuka aykırı eylemlerinin neden olduğunu belirterek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

.Mahkemece, deprem nedeniyle binanın yıkılması sonucu zararın meydana geldiği, ne var ki binanın yapılmasından bu yana on yıldan daha fazla bir sürenin geçtiği, böylece BK.nun 125, 126 ve 363. maddeleri gözetildiğinde, on yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği belirtilerek istemin zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Kanıtlara göre, yıkılan binanın yapımına 1977 tarihinde başlanılmış ve 1979 yılında tamamlanılarak 1980 yılında oturulmaya başlanılmıştır. Yani bina yıkıldığı tarihten on yıldan daha fazla süreden önce tamamlanmıştır. Uyuşmazlık, zamanaşımının başlangıç tarihi ile ilgilidir. Diğer bir anlatımla zamanaşımı, binanın tamamlanıp teslim edildiği tarihten mi, yoksa zararın meydana geldiği tarihten mi işlemeye başlayacaktır.

.İstemin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı sorununa gelince, BK.nun İkinci Fasıl'ın. başlığı "Haksız muamelelerden doğan borçlar" başlığını taşımakta olup, 41-60. maddeleri kapsamakta ve haksız eylemlerden doğan düzenlemeleri içermektedir.

Bu faslın içinde yer alan 60. madde ise, "Mürüruzaman" başlığını taşımaktadır. Anılan bu madde de, haksız bir eylem sonucu meydana gelen zarar nedeniyle zarar görenin, zararı ve zarar vereni öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her durumda, zararın meydana gelmesini sağlayan eylemden itibaren de on yıl içinde istemde bulunmasını öngörmüştür. Devamında ise, haksız eylemin suç teşkil etmesi durumunda, bu sürelerin ceza yasasında öngörülen sürelere bağlı olacağı hüküm altına alınmıştır. Yine aynı maddenin, "...zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren..." biçimindeki düzenlemede hukuka aykırı eylemin yanında zararın da gerçekleşmesinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Diğer bir anlatımla, hukuka aykırı eylemin varlığına karşın, zarar gerçekleşmemişse, zamanaşımı süresinin başlaması söz konusu olmayacaktır. Somut olayda, hukuka aykırı eylem daha önce, zarar ise depremin oluşumu ile gerçekleşmiştir.

.Davaya konu edilen olaydaki deprem, yani zarar doğurucu sonuç 17.8.1999 günü meydana gelmiş olup, eldeki işbu dava ise 24.1.2000 günü yani bir yıllık süre içinde açılmıştır. Bu süre, BK.nun 60. maddesinde öngörülen bir yıllık süreye uygun düşmektedir. Davanın açıldığı tarih itibariyle daha uzun süreli bu bağlamda ceza zamanaşımının uygulanıp-uygulanmaması konusunun tartışılmasını eldeki bu dava için gerekli görmüyoruz.

Tüm bu olgular gözönünde tutulduğunda, istemin zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile davanın reddedilmiş olması usule, yasaya ve dosyadaki somut olgulara uygun düşmemektedir. O halde mahkemece yapılacak iş, somut olayın özelliği oluş biçimi de gözetilerek belirlenecek ödenceye hükmetmektir. Bu yönün gözetilmemiş olması bozmayı gerektirmiştir."

Çalışmamızda da bahsetmiş olduğumuz gibi, mülga BK'da beş yıllık zamanaşımına tabi alacakların belirlendiği BK'nın 126. Maddesinde, yüklenicinin kasıt veya ağır kusuru ile akdi hiç veya gereği gibi yerine getirmemesinin yanında bilhassa ayıplı malzeme kullanması veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması hariç tutulmuş ve Yargıtay içtihadı gereği (BK m. 363 hükmünün zımnen yürürlükten kalktığı görüşü nedeniyle) bu durumlar genel zamanaşımı olan on yıllık süreye tabi tutulmuştur. Yukarıda yer verilen Yargıtay kararına konu olayda, Yerel Mahkemece mülga BK'daki 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Yargıtay ise, zarar doğurucu sonucun doğduğu tarihi dikkate alarak bu tarihten itibaren haksız fiillere ilişkin BK m.60'ta düzenlenen bir yıllık sürede açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilemeyeceğine yönelik olarak kararın bozulmasına karar vermiştir.

  Yerleşik içtihat haline gelmiş olan Yargıtay'ın bu bakış açısı, her ne kadar bina sahiplerini koruyacak nitelikte de olsa, uyuşmazlık bir eser sözleşmesine ilişkin olmasına rağmen, somut olayı haksız fiil zamanaşımı hükümlerine göre yorumlamak zorunda bırakmaktadır. Deprem sonrası dava ikame eden bina sahiplerinin, yüklenicilere yönelttikleri tazminat veya diğer taleplerinin eser sözleşmesi çerçevesinde ileri sürülmesi gerektiği ve zamanaşımının da bu çerçevede dikkate alınması gerektiği kuşkusuzdur. Eser sözleşmesi başlığı altında yer alan zamanaşımı hükümlerinin "teslimden" itibaren başlamasının doğuracağı zararların bertarafı için, zararın meydana geldiği tarihten itibaren zamanaşımının işlemeye başlayacağının, ayrıca uygulanacak olan sürenin eser sözleşmesine dair süre değil, haksız fiile ilişkin zamanaşımı süresi olduğunun kabulü hukuk tekniği bakımından sıkıntılara yol açacaktır. Kanımızca bu hususta yerleşik içtihat haline gelmiş Yargıtay kararları, hukuki nitelik bakımından sorunlara neden olacak derecede geniş ve hatalı yoruma dayanmaktadır.

  TBK m.478 ile getirilen yirmi yıllık zamanaşımı süresi, bu hukuki nitelendirme problemini ortadan kaldırılması bakımından önemlidir. Zira, yeni Kanun'la belirlenen teslimden itibaren yirmi yıllık zamanaşımı süresi, yüklenicinin ağır kusurlu olması halinde eserin taşınmaz veya taşınmaz yapı dışındaki eser olduğu fark etmeksizin uygulanacaktır. İşbu düzenleme sayesinde haksız fiile ilişkin hükümlere gidilmesine gerek olmaksızın yüklenicilerin sorumlu tutulabilmesinin önü açılmıştır. Yirmi yıllık zamanaşımı süresinin uygulamadaki durumu Yargıtay kararları ile netlik kazanacaktır.

İKİNCİ BÖLÜM: ESERİN AYIPLI OLARAK MEYDANA GETİRİLMESİ DIŞINDA KALAN DURUMLARDA ZAMANAŞIMI

I. TBK VE MÜLGA BK BAKIMINDAN ZAMANAŞIMINA İLİŞKİN KANUNİ DÜZENLEME

Beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olan alacakların düzenlendiği TBK'nın 147. maddesinde eser sözleşmelerine ilişkin de bir hüküm bulunmaktadır. TBK m.147/6'ya göre "Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar" için beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.

Madde metninden ve Kanun sistematiğinden eser sözleşmelerinin kural olarak beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu ancak bazı durumların bu genel kuraldan arî tutulduğu anlaşılmaktadır. Bu düzenleme nedeniyle, ayıplı eser meydana getirme hariç (TBK düzenlemesi ile ayıplı eserlerde m.478 hükmü uygulanacaktır), yüklenicinin eser sözleşmesini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi durumunda beş yıllık zamanaşımı süresi değil, TBK m.146'da düzenlenen on yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanacaktır.

Mülga BK ile TBK arasındaki en büyük fark, BK m.126'daki yüklenicinin ayıplı malzeme kullanmasının veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olmasının beş yıllık zamanaşımının uygulanmasında hariç tutulmasına ilişkin ifadeye, yeni Kanun'da yer verilmemesidir. 818 sayılı BK'da beş yıllık zamanaşımında yüklenicinin ayıplı eser meydana getirmesi hali de istisna olarak tutulduğundan ve BK m.126/4 hükmünün BK m.363'ü zımnen yürürlükten kaldırdığı kabul edildiğinden, Yargıtay kararları gereği ayıplı eserlerde on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması söz konusu olmaktaydı. Ancak TBK m. 478 hükmü ile ayıplı eserler için yeni bir düzenleme yapıldığından ve TBK m.147/6 metninde ayıplı eserin hariç olduğuna ilişkin ifade kaldırıldığından artık yüklenicinin ayıplı eser teslim etmiş olması nedeniyle açılacak davalarda doğrudan TBK m. 478, borçlu temerrüdü veya ifa imkansızlığı gibi ayıplı eser teslimi dışındaki hallerde ise TBK m.147/6 ve 146 uygulanacaktır[18]. TBK m.147/6 ve 146'nın uygulanacağı halleri genel olarak sözleşmeye aykırılık olarak nitelendirebiliriz. Bu durumlar Kanunda genel olarak yüklenicinin yükümlülüklerini hiç veya gereği gibi ifa etmemesi şeklinde düzenlenmiştir.

Eser sözleşmelerindeki genel kural gereği bu başlık altında inceleyeceğimiz zamanaşımı süreleri de işin yüklenici tarafından iş sahibine teslim edildiği tarihten itibaren başlayacaktır[19].

II. YÜKLENİCİNİN YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ AĞIR KUSURUYLA HİÇ YA DA GEREĞİ GİBİ İFA ETMEMESİ DURUMUNDA ZAMANAŞIMI

   Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi durumunda uygulanacak olan zamanaşımı TBK m. 146'da düzenlenmiştir. Buna göre "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.". TBK 146. madde gerekçesinde ağır kusur, kasten ya da ağır ihmal niteliğindeki davranışlar olarak ifade edilmiştir.

  Beş yıllık zamanaşımı uygulanacak olan durumları düzenleyen TBK m. 147/6 hükmünün yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi halini hariç tutmuş olması nedeniyle, yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde TBK m.146 gereği genel zamanaşımı süresi uygulanacaktır. Bu husus mülga BK uygulamasında da aynı şekildedir, ancak mülga BK'da eserin ayıplı olarak teslimi de beş yıllık zamanaşımı bakımından hariç tutulduğundan, bu halde de genel zamanaşımının uygulanacağı kabul ediliyordu. TBK m.478 gereği artık ayıplı eser tesliminde farklı ihtimallere göre taşınır ve taşınmaz yapılar için 478. maddede belirlenen zamanaşımı süreleri uygulanacaktır.

  Mülga BK'nın uygulanma alanına giren bir davada Yargıtay, yüklenicinin kast ya da ağır kusuru sebebiyle açılacak davaların on yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğuna hükmetmiştir[20]:

"Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. Mülga 818 Sayılı BK 355 vd. maddelerinde düzenlenen "eser" sözleşmesi bulunduğu konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Esasında mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Eser sözleşmeleri BK'nın 126/4. maddesi uyarınca 5 yıllık zamanaşımına tabi ise de, yüklenicinin kasıt ya da ağır kusuru veya ayıplı malzeme kullanmış veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle açılacak davalar ayrık tutulmuştur. Bu halde uyuşmazlık BK'nın 125. maddesindeki 10 yıllık zamanaşımına tabi bulunmaktadır."

Kararda yer alan "ayıplı malzeme kullanmış veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle" ifadesi 6098 sayılı TBK m.147/6'da hariç tutulmadığından, TBK'nın uygulanacağı eser sözleşmeleri için geçerli değildir. Bu hallerde uygulanacak zamanaşımı TBK m.478'e göre belirlenecektir.

III. YÜKLENİCİNİN YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ AĞIR KUSUR OLMAKSIZIN HİÇ YA DA GEREĞİ GİBİ İFA ETMEMESİ DURUMUNDA ZAMANAŞIMI

Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuru olmaksızın hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi durumunda, eser sözleşmesinde kural olarak uygulanan zamanaşımı süresi olan beş yıl uygulanacaktır. TBK m. 147/6'da düzenlenen beş yıllık zamanaşımı, yüklenicinin iş sahibine karşı olan alacakları, özellikle ücret alacağı ve eserde ayıp şeklinde kendini göstermeyen sözleşmeye aykırı hafif kusurlu davranışlarından dolayı iş sahibinin yükleniciye karşı ileri sürebileceği tazminat alacakları için uygulanacaktır. Federal Mahkeme, iş sahibinin yükleniciye karşı ayıplı ifa niteliği taşımayan hiç veya gereği gibi ifa etmeme (örneğin ifa sırasında iş sahibine ait bir ağaca veya başka yapıya zarar verme, iş sahibinin fazla ödemede bulunmasına yol açma gibi) veya gecikmiş ifa dolayısıyla açacağı tazminat davalarının on yıllık -bizim Kanuni düzenlememize göre beş yıllık- zamanaşımına tabi olduğuna hükmetmiştir[21].

  İş sahibinin temel ve yasal borcu olan ücret ödeme borcu da TBK m. 147/6 gereği, alacağın muacceliyet kazandığı tarihten (yüklenicinin işi tamamlayıp teslim ettiği veya teslimini önerdiği) tarihten başlayarak beş yıllık zamanaşımına bağlıdır. Yapılacak iş kısımlara ayrılmışsa, her kısım işin tamamlanması üzerine ona ilişkin bedel kısmı muaccel olur ve salt bu kısım için zamanaşımı işlemeye başlar[22]. İş sahibi borcunu alacağın istenebilir duruma geldiği tarihten belli bir süre sonra ödeyecekse, zamanaşımı belirlenen tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır.

SONUÇ

Eser sözleşmesinde zamanaşımı konusu, özellikle eser sözleşmesinden kaynaklanan taleplerin çeşitliliği ve uyuşmazlıkların sıklığı nedeniyle önem arz etmektedir. 818 sayılı mülga BK döneminde 125, 126/4 ve 363. maddelerde düzenlenen zamanaşımı hükümleri ile, 6098 sayılı TBK'da yer alan 146, 147/6 ve 478. madde hükümlerinin farklılık arz etmesi çalışma konumuzun önemini artırmaktadır.

818 sayılı BK'nın m.126/4'te eser sözleşmesinden doğan davaların kural olarak beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, yüklenicinin kast veya ağır kusuru ile akdi hiç veya gereği gibi yerine getirmemesinin yanında bilhassa ayıplı malzeme kullanmasının veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olmasının, beş yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasında hariç tutulduğu görülmektedir. BK m.363'de ise eserin ayıplı olmasından dolayı iş sahibinin haiz olduğu hakların, kendisine ayıplı mal teslim edilen alıcının ayıptan doğan haklarının bağlı olduğu zamanaşımı süresine tabi olduğu düzenlenmiştir. Yargıtay'a göre BK m.126/4 uyarınca, eser sözleşmelerinden doğan davalar kural olarak beş yıllık zamanaşımına bağlıdır. BK m. 126/4 hükmünün yaptığı düzenleme nedeniyle BK m.363 hükmünde öngörülen satım sözleşmesindeki zamanaşımı sürelerinin uygulanacağı hususu, zımnen yürürlükten kalkmıştır. Aksi görüşe göre, Borçlar Kanunu m.126/4 hükmü, BK m.363 hükmünü ortadan kaldırmamıştır, ayıplı eser hallerinde BK m.363 hükmü uygulanmaya devam etmelidir.

6098 sayılı TBK'da ise çeşitli ihtimaller ve eserin niteliği göz önünde tutularak, zamanaşımı süresi ayrı ayrı belirlenmiştir. Kanun düzenlemesinde, zamanaşımının süresinin tespitinin, yüklenicinin ağır kusurunun olup olmamasına ve eserin taşınmaz yapı niteliğinde olup olmamasına göre yapılacağı hüküm altına alınmış ve TBK m.127/6'da ayıplı esere ilişkin bir istisna getirilmediğinden eski Kanun dönemindeki tartışmalar son bulmuştur.

TBK m.147/6'da eser sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkların kural olarak beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu düzenlenmiştir. Ayıplı eser meydana getirme hariç (TBK düzenlemesi ile ayıplı eserlerde m.478 hükmü uygulanacaktır), yüklenicinin eser sözleşmesini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi durumunda ise beş yıllık zamanaşımı süresi değil, TBK m.146'da düzenlenen on yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanacaktır.

Eser sözleşmelerindeki genel kural gereği zamanaşımı süreleri işin yüklenici tarafından iş sahibine teslim edildiği tarihten itibaren başlayacaktır.

 

KAYNAKÇA

- Duman, İlker Hasan, İnşaat Hukuku, Ankara, Mart 2013, 5. Baskı.

- Gümüş, Mustafa Alper, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Cilt-2, İstanbul, 2010, 1. Baskı.

- Uçar, Ayhan, İstisna Sözleşmesinde Müteahhidin Ayıba Karşı Tekeffül Borcu, Ankara, 2003.

- Yavuz, Cevdet, Borçlar Hukuku Dersleri (Özel Hükümler), İstanbul, Nisan 2012, 10. Baskı.

- Yavuz, Nihat, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt-2, Ankara, Ocak 2013, 1. Baskı.

- Zevkliler, Aydın, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, Ankara, 2004, Yenilenmiş 8. Baskı.

- Kazancı İçtihat Bilgi Bankası, www.kazanci.com (Farklı erişim tarihlerinde).


[1] Duman, İlker Hasan, İnşaat Hukuku, Ankara, Mart 2013, 5. baskı, s. 743.

[2] Yavuz, Cevdet, Borçlar Hukuku Dersleri (Özel Hükümler), İstanbul, Nisan 2012, 10. Baskı, s.456.

[3] Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E. 2006/6624, K. 2006/6807, T. 23.11.2006, (www.kazanci.com, Erişim Tarihi: 15.12.2015).

[4] Aynı doğrultuda Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E. 2002/3702 K. 2002/4720 T. 17.10.2002: "BK. 363. maddesi aynı Kanunun 6763 sayılı Yasayla değişik 126 /son maddesi hükmü karşısında uygulanamaz hale gelmiştir. 126 /son maddesince müteahhidin ayıplı malzeme kullanması ya da ayıplı iş meydana getirmesi hallerinde zamanaşımı aynı Yasanın 125. maddesinde yer alan 10 yıllık süreye tabidir. Dairemiz uygulaması da bu yolda kararlılık kazanmıştır" (www.kazanci.com, Erişim Tarihi: 15.12.2015).

[5] Yavuz, s.460.

[6] Uçar, Ayhan, İstisna Sözleşmesinde Müteahhidin Ayıba Karşı Tekeffül Borcu, Ankara, 2003, s.271. Yazara göre BK'nın 126. Maddesinin 4. Bendinin sevk edilmesindeki temel amaç, taşınmaz eser dışında kalan eser bakımından alacağın vaktinde istenmesini ve bunlara ilişkin davaların bir an önce görülmesini sağlamaktır. Kanun Koyucu da BK m. 126 b.4'deki düzenlemesinde taşınır eserler bakımından zaten kısa olan bir yıllık ve altı aylık zamanaşımı sürelerini beş yıla çıkarmak amacıyla değil, iş hayatının gereklerine uymayan ve oldukça uzun bulunan on yıllık zamanaşımı süresini beş yıla indirmek amacıyla hareket etmiştir.

[7] Zevkliler, Aydın, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, Ankara, 2004, Yenilenmiş 8. Baskı, s.340.

[8] Gümüş, Mustafa Alper, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Cilt-2, İstanbul, 2010, 1. Baskı, s.141.

[9] Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E. 2014/453 K. 2014/3715 T. 29.5.2014 "eser sözleşmelerinde uygulanması gereken zamanaşımı süresi ise 5 yıldır. Anılan zamanaşımı süresi ise alacağın muaccel olduğu yani yüklenicinin edimini yerine getirdiği, eserin borçlu iş sahibine tesliminden itibaren başlar" (www.kazanci.com, Erişim Tarihi: 10.12.2015).

[10] Zamanaşımı süresinin başlangıcının yapı kullanma izni (iskan ruhsatı) tarihi olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin bkz. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E. 1981/236, K. 1981/252, T. 09.11.1981; teslim olgusunun taraflarca iskan iznine bağlandığı durumlarda zamanaşımının fiilen teslim tarihinden değil, sözleşmede öngörülen iskan izninin alındığı tarihten başlayacağına ilişkin bkz. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E. 1997/2943, K. 1997/3246, T. 24.06.1997.

[11] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2011/6282, K. 2011/7054, T. 30.11.2011 "Eser sözleşmelerinde zamanaşımının başladığı tarih, eserin sözleşmesine uygun biçimde teslim edildiği tarihtir." (www.kazanci.com, Erişim Tarihi: 10.12.2015).

[12] Gümüş, s.145.

[13] Yavuz, s. 460; Entscheidungen des schweizerischen Bundesgerichts (İsviçre Federal Mahkemesi Kararları), BGE 89 II 405.

[14] Gümüş, s.143.

[15] Uçar, s.265.

[16] BGE, 91 II 242.

[17] Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E. 2004/703, K. 2005/746, T. 03.02.2005, (www.kazanci.com, Erişim Tarihi: 17.12.2015).

[18] Yavuz, Nihat, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt-2, Ankara, Ocak 2013, 1. baskı, s. 890.

[19] Ayrıntılı açıklama için bkz. s.6-7.

[20] Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E. 2015/1937, K. 2015/2739,T. 22.5.2015 (www.kazanci.com, Erişim Tarihi: 17.12.2015).

[21] BGE, 102 II 413.

[22] Duman, s.13.