ONDÖRTBİN YILLIK HUKUKUMUZ VE HAYVAN HAKLARI

ONDÖRTBİN YILLIK HUKUKUMUZ VE HAYVAN HAKLARI

Av. Bilgehan Özdemir ? Av. Ş. Tuncay Çaltekin

ONDÖRTBİN YILLIK HUKUKUMUZ VE HAYVAN HAKLARI

  1. Genel olarak;

Dünyadaki en baskın ve alet kullanmayı bilen canlı olan insanoğlu, yaşantısının her döneminde hayatını biraz daha kolaylaştırmayı ve konformize etmeyi aradı ve günümüzden yaklaşık 14.000 yıl önce köpeği, 9.000 yıl önce domuz ve keçiyi, 8.000 yıl önce inek ve koyunu, 6.000 yıl önce kediyi, 5.000 yıl önce at, eşek ve deveyi evcilleştirdi[1].

Avcılıkla uğraştığı dönemde, kendisi de doğada bir av olan insan, önce kendisine doğal bir alarm ve güvenlik sistemi oluşturma gereğini hissetti. Belki kendisi için bir tehlike oluşturan kurt saldırılarını def etmek için, ya da bu hayvanların kendilerinden daha iyi sezileri olduğunu fark edip avcılıkta kullanmak için kurdu evcilleştirdi. Muhtemelen önce yavru bir kurt yakaladı, ona annesinin gösterdiği şefkati gösterdi, besledi, bir şekilde hayatını devam ettirebilme gücünü verdi ve kendisine yakınlaştırdı. Basit evinin ya da mağarasının önünde bekletti ve bu şekilde kendi güvenliğini sağladı. Sonra avcılığın zor geldiği dönemde hayatını yine kolaylaştırabilmek için avladığı keçilere, domuzlara aynı şekilde davrandı, sonra inek ve koyunlara. Evindeki istemediği küçük hayvanlardan ve haşerattan kurtulmak için kediyi kullandı. Yürümek zor geldi, ata, eşeğe, deveye bindi.

19. Yüzyılın getirdikleri ile birlikte, insanoğlunun menfaati gereği olsa gerek dost edindiği hayvanlara karşı bakışı yavaş yavaş değişmeye başladı. Onlara olan ihtiyaç azaldıkça, gösterdiği ihtimam da azalmaya başladı. Araçlar yük hayvanlarının, güvenlik sistemleri köpeklerin, ilaçlar ve kapanlar kedilerin birer birer yerini almaya başladı. Geldiğimiz çağda ise durum iyice kötüleşti. Evcilleşen ve insan ile yaşamaya alışan hayvanların doğal ortamlara dönme imkanları bulunmamakla birlikte, insanoğlu dünya üzerinde doğal olan alanları da her geçen gün azalttı ve azaltmaya devam ediyor. Binyıllarca yanımızda olan hayvanlara artık yanımızda pek yer kalmadı, sokaklarda bile olmalarına tahammül gösteremiyoruz. Bu durum, sadece evcilleşen hayvanlar için değil, yaban hayatı için de yaşama alanını her geçen gün biraz daha azaltıyor. Evcilleştirilen ve et, süt, yumurta gibi ürünlerinden yararlanılan hayvanların durumu ise, sokaklardakilerden çok daha kötü. Bugün biz, hayatı boyunca eti sertleşmemesi için ayakta tutulmuş, süt verimliliği için uyutulmamış, tür verimliliği için suni döllenmiş hayvanları, onların canlı olduğunu unutarak bir eşyadan daha kötü davranıyoruz, kırk gün yaşında olan kümes hayvanlarına ışık göstermeksizin ilaçlar vererek büyütüp tüketiyoruz.

Hayvanların sırf eğlence veya kumar amaçlı olarak dövüştürülmesi gibi bir eğlence sektörünün varlığı ise anlaşılabilir bir durum olmaktan çok uzak.

Günümüzde hayvan hakları gibi bir kavram var olsa da, esasında doğal yaşama kültürünün azalmış olması sebebiyle bu kavram ne yazık ki bir temenniden öteye geçemiyor. Özellikle teknik ve teknolojik imkanların gelişmesi ile doğal hayattan kopan insanoğlu için artık sokaklarda dolaşan hayvanlar, doğal olmayan bir durum oluşturuyor. Bu canlılar yok sayılıyor, aç bırakılıyor ve ne yazık ki yine bu canlılara türlü eziyetler ediliyor. Biz, artık binyıllardır yanımızda olan bu canlıları yeniden fark etmek, onlara en azından yaşama imkanı sağlamakla yükümlüyüz. Çünkü uzun yıllara sari bu ortaklığımız, bir ahde vefayı gerektiriyor.

  1. Tarihçe ve ulusalüstü düzenlemeler

Hayvan hakları bakımından Türk Hukuku?nda ilk düzenleme Osmanlı döneminde yapılmıştır. 3. Murad tarafından 1587'de "yük beygirlerine taşıyabileceklerinden fazla yük yüklenmemesi konusunda" ferman çıkarılmıştır. Fermanda, sahiplerinden, hayvanlarını iyi beslemeleri istenirken, hayvanlara tahammül edebilecekleri ağırlıktan fazlasını yüklemek de yasaklanmıştır[2].

3. Murad'ın fermanından 300 yıl sonra 1856'da benzer konunun tekrar dile getirilmiş olması, bu anlayışın yüzyıllar boyu devam ettiğini göstermektedir. Osmanlı arşivlerinde yer alan bir belgede, yük taşıyan hayvanlara iyi davranılması için öteden beri uygulanmakta olan kurallar hayvan sahiplerine yeniden 2 Ekim 1856 tarihli belge ile hatırlatılmıştır[3]. Belgede öncelikle, çok eskiden beri adet olduğu üzere beygir hamallarının Cuma günleri tatil yaptıkları vurgulanmıştır. Bu şekilde beygirler haftada bir gün dinlenmiş olmakla birlikte, hayvan sahiplerinin tatil günlerinde beygirleri binek amaçlı olarak kullanabilecekleri düşüncesiyle ve kullanılmalarının önüne geçilmesi amacıyla tatil günlerinde semerlerin üzerine demir çubukları çakılması kuralı getirilmiştir. İlgili yazıda Şehremaneti (belediye) ile esnaf birliklerinin başkanlarına uyarıda bulunulmuş, dinlenme günlerinde hayvanlara kesinlikle binilmeyeceği ve sürecin takibi emredilmiştir[4].

Basit olarak algılanabilecek bu metin, esasında Osmanlı Devleti döneminde hayvan hakları bakımından belirli bir bilincin ve saygının olduğunu bize göstermektedir. Bu bilinç ve saygı sadece binek hayvanlarına yönelik değildir. Osmanlı Devleti?nde de bulunmuş olan Ingiliz gazeteci Edward Frederick Knight, ?Turkey; the awakening of Turkey? isimli kitabında ?Hiçbir Avrupa ülkesi yoktur ki hayvanlara Türkler (Osmanlı?da yaşayan müslümanlar) kadar merhametli davransın. Türkler atlarına, çifte koştukları hayvanlarına ve diğer evcil hayvanlara zarar vermezler; hayvanların gösterdiği muhteşem uysallık da bu merhamete delildir. Istanbul?da sokaklar köpeklerle doludur; dar kaldırımlarda sere serpe yatan köpekler yanlarından birileri geçerken kıllarını kıpırdatmaz, bilirler ki hiçbir Türk onları tekmeleyecek kadar kalpsiz (acımasız) değildir.? Şeklinde yer alan hatıratında, Osmanlı döneminde hayvan haklarına halk tarafından da riayet edildiğini ifade etmiştir[5].

Hayvan hakları konusunda uluslararası düzeydeki en önemli metin, Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi?dir. Beyanname 5 Ekim 1978 tarihinde Paris?teki Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Merkezi?nde törenle ilan edilmiştir.

Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi, yaşayan bütün canlıların doğal haklara sahip olduğunun ve insanoğlu tarafından hayvanlara saygı gösterilmesinin, bir insanın bir diğerine gösterdiği saygıdan ayrı tutulamayacağının altını çizmektedir. Bu bağlamda, hayvanlara kötü muamele edilemeyeceği veya zalimane davranışlarda bulunulamayacağı, eğer bir hayvanın öldürülmesi gerekiyorsa, bunun bir anda, acısız ve korku yaratmaksızın yapılması gerektiği, bir insanın desteğine ihtiyaç duyan her hayvanın uygun beslenme ve bakımı görme hakkına sahip olduğu, hayvanlar üzerine yapılan fiziksel ya da psikolojik acı çekmeye sebep olan deneylerin hayvanların haklarının ihlali olduğu, vahşi hayvanların da yaşama hakkına ve kendi doğal çevrelerinde özgürce üreme hakkına sahip olduğu, ölü bir hayvana bile saygıyla davranılması gerektiği, hayvanların kendilerine özgü yasal statüleri ve haklarının hukuk tarafından tanınmak zorunda olduğu, hayvanların güvenliğinin koruma altına alınmasının devlet örgütleri düzeyinde temsil edilmesi gerektiği gibi temel ilkeleri ortaya koymaktadır.

Bu Sözleşme haricinde, 1979 yılında imzaya açılan 102 nolu Kesim Sırasında Hayvanların Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi, 1986 yılında imzaya açılan 123 nolu Deney ve Diğer Bilimsel Amaçlarla Kullanılan Omurgalıların Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi ve 1987 yılında imzaya açılan 125 no?lu Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi bu alandaki temel metinlerdir.

 

  1. Türk Pozitif Hukukunda hayvan hakları
    1. Genel Olarak

Türk Pozitif Hukukunda hayvan haklarına ilişkin temel metin 01.07.2004 gün ve 25509 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu?dur. Bu Kanun dışında hayvan haklarına ilişkin olarak 16.05.1986 gün ve 19109 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu?nda da muhtelif hükümler yer almaktadır.

  1. Hayvanları Koruma Kanunu Sistematiği

5199 sayılı Kanunun 1. maddesine göre Kanunun amacı, hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır. Kanunda genel itibariyle hayvanların yaşam hakları, eziyet görmemeleri, serbestçe ticarete konu edinememeleri, güçlerini aşacak fiillere zorlanmamaları gibi birçok hükme yer verilmekle birlikte, bu hükümlere riayet edilmemesinin yaptırımları kabahat türünden düzenlenmesi sebebiyle yeterli caydırıcılığı bulunmadığını ifade etmek hatalı olmayacaktır.

Kanunda hayvanlar ile ilgili olarak çeşitli ayrımlara gidilmiş, ?Tanımlar? başlıklı 3. maddede evcil hayvan, insan tarafından kültüre alınmış ve eğitilmiş hayvanları; sahipsiz hayvan, barınacak yeri olmayan veya sahibinin ya da koruyucusunun ev ve arazisinin sınırları dışında bulunan ve herhangi bir sahip veya koruyucunun kontrolü ya da doğrudan denetimi altında bulunmayan evcil hayvanları; güçten düşmüş hayvan, bulaşıcı veya salgın hayvan hastalıkları haricinde yaşlanma, sakatlanma, yaralanma ve hastalanma gibi çeşitli nedenlerle fiziki olarak iş yapabilme yeteneğini kaybetmiş binek ve yük hayvanları; ev ve süs hayvanı, insan tarafından özellikle evde, iş yerlerinde ya da arazisinde özel zevk ve refakat amacıyla muhafaza edilen veya edilmesi tasarlanan bakımı ve sorumluluğu sahiplerince üstlenilen her türlü hayvan; yabani hayvanları, doğada serbest yaşayan evcilleştirilmemiş ve kültüre alınmamış omurgalı ve omurgasız hayvanlar; kontrollü hayvanları, bir kişi, kuruluş, kurum ya da tüzel kişilik tarafından sahiplenilen, bakımı, aşıları periyodik sağlık kontrolleri yapılan işaretlenmiş kayıt altındaki ev ve süs hayvanları ve deney hayvanı ise, deneyde kullanılan ya da kullanılacak olan hayvan şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımlamalar, Kanunun sistematiği ve yaptırımları bakımından son derece önemlidir.

Hayvanları Koruma Kanunu?nun ?İlkeler? başlıklı 4. maddesinde, hayvanların korunmasına ve rahat yaşamalarına ilişkin temel ilkeler belirlenmiştir[6]. Maddede düzenlenen ilkeler evcil ve sahipsiz hayvanlar bakımından geçerli olduğu kadar, yabani hayvanlar için de geçerlidir.

Kanunda, hayvanların sahiplenilmesi ve bakımları, sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların korunması, hayvanlara yapılacak cerrahi müdahaleler ve yasak müdahaleler, deneyler ve sınırları, hayvan ticaretinin usul ve esasları, eğitimi, kesilmeleri, öldürülmeleri, hayvanlar ile ilgili yasak olan faaliyetler, denetim ve koruma kurulları ile yasaklara ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

  1. Hayvanların sahiplenilmesi, bakımı ve sahipsiz hayvanlar

5199 sayılı Kanun m.5?de hayvanları yaygın eğitim programına katılarak sahiplenen veya ona bakan kişinin, hayvanı barındırmak, türüne ve üreme yöntemine göre etolojik ihtiyaçlarını temin etmek, sağlığında dikkat etmek, insan hayvan ve çevre açısından gerekli tüm önlemleri almakla yükümlü olduğu düzenlenmiştir. Hayvanları sahiplenen ve bakan kişiler, hayvanlardan kaynaklanan çevre kirliliği ve insanlara verilebilecek her türlü zarardan sorumludur. Kanun ile hayvanları sahiplenen ve bakan kişilere belirli bir eğitim seviyesi kazandırılması ve hayvanlardan kaynaklanabilecek her türlü zarara ilişkin sorumluluğun belirlenmesi ilke edinilmiştir. Yine bu madde kapsamında üretim ve satışa ilişkin düzenlemelere yer verilmiş, ticari amaç güdülmeksizin sahiplenilen hayvanların sahiplerinin borçlarından dolayı haczedilemeyeceği kabul edilmiştir.

Hayvan sahiplenen kişiler, doğal yaşama ortamlarına tekrar uyum sağlayamayacak durumda olan hayvanları terk edemeyeceği gibi, iklimine uyum sağlayamayacağı ortama da bırakamazlar. Bu hayvanlarla ilgili olarak yeniden sahiplendirme veya hayvan bakımevine teslim edilme gibi yöntemler uygulanabilir.

Bu maddede düzenlenen yükümlülüklerin ve yasakların ihlali halinde ilgililer hakkında Kanunun 25. maddesi uyarınca idari para cezasına hükmedilecektir.

3825 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu?nda hayvan hastalıklarına ilişkin muhtelif düzenlemelere yer verilmiştir. Bulaşıcı ve tehlikeli hayvan hastalıklarının görülmesi durumunda kamusal makamlarca alınacak tedbirler Kanunda düzenlenmiş, belirli şartlar altında umumi sağlık için hayvanların öldürülebileceği ifade edilmiştir. Ancak bu Kanunda yer alan haller genel itibariyle genel sağlık için tehlike arz eden hallerdir. 5199 sayılı Kanuna göre sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların 3285 sayılı Kanunda sayılan bu haller haricinde öldürülmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir. Yine güçten düşmüş hayvanlar ticari, gösteri amaçlı veya herhangi bir şekilde binicilik ve taşımacılık amacıyla çalıştırılamazlar[7]. Sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların hayvan bakımevlerinde bakımlarının sağlanması esastır.

  1. Hayvanlara yapılacak cerrahi müdahaleler ile yasak müdahaleler, kesim ve öldürme halleri

5199 sayılı Kanunu 7. maddesinde hayvanlara yalnızca veteriner hekimler tarafından tıbbi ve cerrahi müdahalelerin yapılabileceği amir olarak düzenlenmiş, maddenin ikinci fıkrasında kontrolsüz üremenin önlenmesi için hayvanlara acı verilmeksizin kısırlaştırma müdahaleleri yapılabileceği ifade edilmiştir.

Yukarıda sayılan müdahale halleri dışında bir hayvan neslini yok edecek her türlü müdahale Kanunun 8. maddesi uyarınca yasaktır. Hayvanların, yaşadıkları sürece, tıbbî amaçlar dışında organ veya dokularının tümü ya da bir bölümü çıkarılıp alınamaz veya tahrip edilemez. Ev ve süs hayvanının dış görünüşünü değiştirmeye yönelik veya diğer tedavi edici olmayan kuyruk ve kulak kesilmesi, ses tellerinin alınması ve tırnak ve dişlerinin sökülmesine yönelik  cerrahi müdahale yapılması yasaktır. Ancak bu yasaklamalara; bir veteriner hekimin, veteriner hekimliği uygulamaları ile ilgili tıbbî sebepler veya özel bir hayvanın yararı için gerektiğinde tedavi edici olmayan müdahaleyi gerekli görmesi veya üremenin önlenmesi durumlarında izin verilebilir. Bir hayvana tıbbî amaçlar dışında, onun türüne ve etolojik özelliklerine aykırı hale getirecek şekilde ve dozda hormon ve ilaç vermek, çeşitli maddelerle doping yapmak, hayvanların türlerine has davranış ve fizikî özelliklerini yapay yöntemlerle değiştirmek yasaktır. Aksi haller Kanunun 28. maddesi uyarınca idari para cezası ile cezalandırılmaktadır.

Başka bir seçenek olmaması, hayvanları koruyacak önlemlerin alınması, uygun şekilde bakılması ve barındırılması halinde ve ilgili etik kurullarının izni ile hayvanlar deneylerde kullanılabilir. Ancak hayvan üzerindeki deneyler, ancak bilimsel tedavi ve deneylerde kullanılabilir. Ancak deneylerde kullanılacak hayvanların yetiştirilmesi, bakımı, barındırılması, tedariği Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca düzenlenmektedir.

Hayvanların hastalık sebebiyle öldürülmeleri hali 3285 sayılı Kanunda belirtilmiş olup, bunun dışında 5199 sayılı Kanunun 12 ve 13. maddelerinde de kesim ve öldürmeye ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. 12. maddeye göre hayvanların kesiminin, dini kuralların gerektirdiği özel koşullar dikkate alınarak, ürkütmeden, en az acı verecek şekilde hijyenik kurallara uyularak ve bir anda ehliyetli kişilerce yapılması gerekmektedir. Kanuni istisnalar ile tıbbi ve bilimsel gerekçeler ve gıda amaçlı olmayan, insan ve çevre sağlığına yönelen önlenemez tehditler bulunan acil durumlar dışında yavrulama, gebelik ve sütanneliği dönemlerinde hayvanlar öldürülemez. Bu şartlar dahilinde bir öldürme olması halinde ölü hayvanın usule uygun olarak bertaraf edilmesi zorunludur. Aksi haller yine Kanunun 28. maddesi uyarınca idari para cezası ile cezalandırılır.

  1. Yasaklar ve ceza hükümleri

Kanunun 14. maddesinde yasak haller;

  • Hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak, dövmek, aç ve susuz bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, fiziksel ve psikolojik acı çektirmek.
  • Hayvanları, gücünü aştığı açıkça görülen fiillere zorlamak.
  • Hayvan bakımı eğitimi almamış kişilerce ev ve süs hayvanı satmak.
  • Ev ve süs hayvanlarını onaltı yaşından küçüklere satmak.
  • Hayvanların kesin olarak öldüğü anlaşılmadan, vücutlarına müdahalelerde bulunmak.
  • Kesim hayvanları ve 4915 sayılı Kanun çerçevesinde avlanmasına ve özel üretim çiftliklerinde kesim hayvanı olarak üretimine izin verilen av hayvanları  ile ticarete konu yabani hayvanlar dışındaki hayvanları, et ihtiyacı amacıyla kesip ya da öldürüp piyasaya sürmek.
  • Kesim için yetiştirilmiş hayvanlar dışındaki hayvanları ödül, ikramiye ya da prim olarak dağıtmak.
  • Tıbbî gerekçeler hariç hayvanlara ya da onların ana karnındaki yavrularına veya havyar üretimi hariç yumurtalarına zarar verebilecek sunî müdahaleler yapmak, yabancı maddeler vermek.
  • Hayvanları hasta, gebelik süresinin 2/3?ünü tamamlamış gebe ve yeni ana iken çalıştırmak, uygun olmayan koşullarda barındırmak.  
  • Hayvanlarla cinsel ilişkide bulunmak, işkence yapmak.
  • Sağlık nedenleri ile gerekli olmadıkça bir hayvana zor kullanarak yem yedirmek,  acı, ıstırap ya da zarar veren yiyecekler ile alkollü içki, sigara, uyuşturucu ve bunun gibi bağımlılık yapan yiyecek veya içecekler vermek.
  • Pitbull Terrier, Japanese Tosa gibi tehlike arz eden hayvanları üretmek; sahiplendirilmesini, ülkemize girişini, satışını ve reklamını yapmak; takas etmek, sergilemek ve hediye etmek.

Şeklinde sayılmıştır. Kanunda sayılan yasak hallerin tümü, idari para cezasını gerektirmektedir. Kanunda sayılan hallerde yalnızca idari para cezasının uygulanması, esas itibariyle yasak olan fiiller bakımından caydırıcılığı sağlamaktan çok uzaktır. Özellikle hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak, dövmek, aç ve susuz bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, fiziksel ve psikolojik acı çektirmek, hayvanlarla cinsel ilişkide bulunmak, işkence yapmak gibi hallerin esas itibariyle ceza hukuku kapsamına alınması, caydırıcılığın sağlanması bakımından önemli olacağı kanaatindeyiz.

Türk Hukukunda hayvanlara karşı gerçekleştirilen zarar verici fiiller ile ilgili tek cari düzenleme TCK m.151/2?de yer almaktadır. Mala zarar verme başlığı altında düzenlenen bu suç uyarınca, ?Haklı bir neden olmaksızın sahipli bir hayvanı öldüren, işe yaramayacak hale getiren veya değerinin azalmasına neden olan? kişi cezalandırılmaktadır. Ancak bu düzenlemedeki amaç da hayvanların haklarını korumak değil, bireylerin mülkiyet haklarını korumaktır.

  1. Olması gereken hukuk bakımından yapılması gerekenler

Kanaatimizce, evcil, sahipsiz, güçten düşmüş hayvanlar ile ev, süs ve deney hayvanları ile binek ve yük hayvanlarına karşı kasıtlı olarak gerçekleştirilen öldürme, eziyet etme, dövüştürme, dövüş amaçlı müsabaka düzenleme, cinsel amaçla kullanma fiillerinin suç olarak tanımlanması, günümüzde karşılaştığımız vicdanları yaralayıcı fiillerin önlenmesi bakımından artık bir gerekliliktir. Yine yaban hayvanları bakımından mevzuatta belirtilen istisnalar ve usuller haricinde (avlanma yasaklarına aykırı hareketler de dahil olmak üzere) öldürme fiilleri suç haline getirilmelidir. Tabi burada kastımız, şahsi kullanım alanlarımızda dolaşan haşerat, kemirgenler ve sair insan ve toplum sağlığı bakımından tehlike oluşturabilecek hayvanları, tür devamlılığı ve kitlesel ya da türsel olarak yok olmasına sebebiyet verilmemesi şartıyla kapsamına almayacaktır. Esasında yapılacak düzenlemelerde esas alınacak temel kıstas, insanın onbinlerce yıldır bir parçası olduğu doğaya uygun yaşamasını sağlamaya yönelik düzenlemelerdir.

Bu kapsamda yapılacak düzenlemelerin, sistematiği ve tanımlarının son derece isabetli olması sebebiyle 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu çerçevesinde yapılması uygun olacaktır. Ancak Türk Ceza Kanunu çerçevesinde bir düzenleme yapılacak olması halinde, bu düzenlemenin yeri, mevcut halinde hayvanları bir mal varlığı olarak gören anlayışın ürünü olan Malvarlığına Karşı Suçlar değil, Üçüncü Kısım ?Topluma Karşı Suçlar? başlığı altında İkinci Bölüm ?Çevreye Karşı Suçlar? olmalıdır. Ancak burada madde başlığının değiştirilmesi ve ?Çevreye ve Hayvanlara Karşı Suçlar? olarak düzenlenmesi isabetli olacaktır. Bu kapsamda 5199 sayılı Kanuna ya da Türk Ceza Kanunu?na aşağıda yazılı şekilde suç tahsisinin uygun olacağı kanaatindeyiz.

?Gıda ihtiyaçları için usulüne uygun olarak gerçekleştirilenler haricinde evcil, sahipsiz, güçten düşmüş hayvanlar ile ev, süs ve deney hayvanları ile binek ve yük hayvanlarını kasten öldüren kimse üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Yaban hayvanlarını sistematik, tür devamlılığını etkileyecek şekilde kitlesel olarak öldüren kimse beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Evcil, sahipsiz, güçten düşmüş hayvanlar ile ev, süs ve deney hayvanları ile binek ve yük hayvanlarına eziyet eden, dövüştüren, dövüş amacıyla müsabaka düzenleyen kişi iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Evcil, sahipsiz, güçten düşmüş hayvanlar ile ev, süs ve deney hayvanları ile binek ve yük hayvanlarını cinsel olarak kullanan kişi iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır?.

Yine modern besicilik olarak adlandırılan usuller, deyim yerinde ise son derece cani usullerdir. Suni döllenme sonucu hayvanların çoğaltılmaları, et verimliliği için sürekli olarak ayakta tutulmaları, uyutulmamaları ve sair uygulamalar, esasında her insan için vicdanen kabul edilemeyecek uygulamalar olup, netice itibariyle insan ve toplum sağlığı bakımından zararlı sonuçlara yol açtığı da her geçen gün tıp literatüründe gündeme gelmektedir. Yalnızca üretim amaçlı olarak uygulanan bu yöntemler bakımından da düzenleme yapılması son derece önemlidir.

Taksirle bir hayvanın ölümüne neden olunması halinin suç olarak düzenlenmesi ise kanaatimizce uygun olmayacaktır. Ancak bu halde de fiil ile orantılı şekilde idari yaptırımların sağlanması son derece önemlidir.

Hayvanları, malvarlığının bir parçası olarak gören hukuk kültürümüzü artık değiştirmek ve doğala uygun yaşamayı yeniden tesis edebilmek ve bize emanet olan hayvanları koruyabilmek için ne yazık ki bu fiilleri suç olarak tanımlamak zorundayız. Ancak hayvan hakları bakımından toplumsal bir bilinç oluşturamadığımız ve onların da birer canlı varlık olduklarını idrak edemediğimiz sürece yapacağımız çalışmaların da karşılığı yeterli olmayacaktır.

 

  1. Sonuç olarak;

Toplumda son yıllarda özellikle sosyal medya aracılığı ile hayvan sevgisini ve onların hayatın bir parçası olmaları bilincini insanların kampanya yaparak sokak hayvanlarının yaşamlarını idame ettirebilmeleri veya sahiplendirilmeleri ile tedavileri için bir araya gelmeleri, meselede toplumsal bir bilincin geliştiğini bize göstermektedir. Ancak bunun yanında hayvanların beslenmesinden, iklim şartlarına uygun olarak barınmasından sorumlu olan belediyelerce adeta katliam yaparak sokak hayvanlarına karşı vicdanları sızlatan, toplumda infial uyandıracak şekilde uygulamalar yapılmaya devam etmektedir. Hayatın vazgeçilmez bir parçası olan hayvanların huzur ve sağlıkları için daha çok hayvan barınağı ve hayvan hastanesi yapılması ve yine bunların yanında, özellikle karayollarında yol güvenliğinin sağlanması, araç trafiğinin işlek olduğu mahallerde hayvanların ani yola çıkışlarını engelleyecek şekilde bariyerlerin konulması ve diğer önlemlerin alınması gerekmektedir.

Esasında yapılması gereken, insanın doğanın bir parçası olduğunu yeniden insanlara benimsetmenin yollarını aramak, insanlığımızı hatırlatabilmektir. Ancak doğa ile uyumlu ve saygılı bir yaşam şekli geliştiremiyor oluşumuz, hayvanlara karşı gerçekleştirilen bir kısım fiillerin suç olarak düzenlenmesi gerçeğiyle bizi karşı karşıya bırakıyor.

 

 

 


[1] https://groups.google.com/forum/#!msg/merakediyorum/qBP-Ae0WrAk/t9q5hTnaL9AJ

[2] Vahdettin Ergin, İlber Ortaylı, Erhan Afyoncu, Payitahtı Zemin Eminönü ? Bir Dünya Başkenti, Yeditepe Yayınları, 1. Baskı, 2008, s.792.

 

[3] Vahdettin Engin, Cumhuriyet?in Aynası Osmanlı, Yeditepe Yayınevi, 3. Baskı, Istanbul 2013, S. 1-3.

 

Ferman metni;

?Saadetlü efendim hazretleri,

 

Beyana gerek olmadığı üzere, beygir hamallarının Cuma günleri tatil eylemeleri ve beygir sahiplerinin beygirlerin boş olduğu halde üzerlerine binmemek üzere semerleri üzerine demir çubuklar mıhlattırmaları eski adettendir. Fakat bir müddetten beri bu usule riayet edilmeyerek Cuma günleri tatil edilmemekte ve sahipleri beygirleri yüklü olmadığı halde üzerlerine binerek bir takım çoluk çocuğu çiğnettirmektedirler. Bu hal layıksız bir şeydir ve asla caiz değildir. Bundan böyle bunların Cuma günleri tatil ederek semerleri üzerlerine dahi çivi mıhlattırmaları kati olarak sağlanmalıdır. Ayrıca, bu hususta beygir hamalları ile bu tür iş yapan diğer ekmek, sebze taşıyan esnafların kethüdalarına gerekli tebligatın yapılması ve esnafın devamlı kontrol altında bulundurulmasının Şehremaneti yetkililerine dahi ifade kılınmasının tarafınıza bildirilmesi Meclis-i Vâlâ?dan ifade olunmuş olmakla o yolda gereğinin yapılması hususunda tezkire yazıldı. 2 Ekim 1856?.

 

[4] Ergin, age. S.3.

[5] http://belgelerlegercektarih.com/2015/12/19/osmanlida-yuk-hayvanlarina-resmi-hafta-tatili/ Çevrimiçi Erişim Tarihi: 19.11.2017, (Metindeki dipnot : Edward Frederick Knight, Turkey; the awakening of Turkey; the Turkish revolution of 1908, Boston, Tokyo, J.B. Millet Company, 1910, sayfa 8).

 

[6] Buna göre;

      a) Bütün hayvanlar eşit doğar ve bu Kanun hükümleri çerçevesinde yaşama hakkına sahiptir.

      b) Evcil hayvanlar, türüne özgü hayat şartları içinde yaşama özgürlüğüne sahiptir. Sahipsiz hayvanların da, sahipli hayvanlar gibi yaşamları desteklenmelidir.

      c) Hayvanların korunması, gözetilmesi, bakımı ve kötü muamelelerden uzak tutulması için gerekli önlemler alınmalıdır.

      d) Hiçbir maddî kazanç ve menfaat amacı gütmeksizin, sadece insanî ve vicdanî sorumluluklarla, sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanlara bakan veya bakmak isteyen ve bu Kanunda öngörülen koşulları taşıyan gerçek ve tüzel kişilerin teşviki ve bu kapsamda eşgüdüm sağlanması esastır. 

      e) Nesli yok olma tehlikesi altında bulunan tür ve bunların yaşama ortamlarının korunması esastır.

      f) Yabani hayvanların yaşama ortamlarından koparılmaması, doğada serbestçe yaşayan bir hayvanın yakalanıp özgürlükten yoksun bırakılmaması esastır.

      g) Hayvanların korunması ve rahat yaşamalarının sağlanmasında; insanlarla diğer hayvanların hijyen, sağlık ve güvenlikleri de dikkate alınmalıdır.

      h) Hayvanların türüne özgü şartlarda bakılması, beslenmesi, barındırılma ve taşınması esastır.

      ı) Hayvanları taşıyan ve taşıtanlar onları türüne ve özelliğine uygun ortam ve şartlarda taşımalı, taşıma sırasında beslemeli ve bakımını yapmalıdırlar.

      j) Yerel yönetimlerin, gönüllü kuruluşlarla işbirliği içerisinde, sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların korunması için hayvan bakımevleri ve hastaneler kurarak onların bakımlarını ve tedavilerini sağlamaları ve eğitim çalışmaları yapmaları esastır.

      k) Kontrolsüz üremeyi önlemek amacıyla, toplu yaşanan yerlerde beslenen ve barındırılan kedi ve köpeklerin sahiplerince kısırlaştırılması esastır. Bununla birlikte, söz konusu hayvanlarını yavrulatmak isteyenler, doğacak yavruları belediyece kayıt altına aldırarak bakmakla ve/veya dağıtımını yapmakla yükümlüdür.

[7] Yakın zamanda bu düzenlemenin paraleli bir uygulama Mardin?de gerçekleşmiştir. Mardin İl Merkezinde sokakların dar olması sebebiyle çöp toplama hizmetlerinde kullanılan eşekler bulunmakta olup, Mardin Belediyesi tarafından güçten düşen eşekler emekliye ayrılmıştır. http://www.milliyet.com.tr/kadrolu-3-esek-torenle-emekli-edildi-mardin-yerelhaber-2468988/