ÖZEL HUKUK YARGILAMALARINDA BELGELERİN İBRAZ ZORUNLULUĞU

ÖZEL HUKUK YARGILAMALARINDA BELGELERİN İBRAZ ZORUNLULUĞU

Av. Deniz Atar

İstanbul Barosu

Av. Mülhan Tümer

İstanbul Barosu

ÖZEL HUKUK YARGILAMALARINDA BELGELERİN İBRAZ ZORUNLULUĞU

I- GİRİŞ

Taraflar arasında ortaya çıkan hukuki uyuşmazlıkların çözülmesi ve tarafların iddialarının ispatı bakımından, yargılamaya konu uyuşmazlıklar deliller ile çözülmekte, delillerin ispat gücü vasıtası ile sonuca ulaşılmaktadır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndan (HMK) önceki usul Kanunu olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemesi Kanunu'nda (HMUK) da tarafların delil ibrazının nasıl olacağı ve hangi delillerin ibrazının zorunlu olduğu düzenlenmiş idi. Fakat 1086 sayılı HUMK'da yer alan düzenlemeler uygulamadaki sorunları çözmekten uzak kalmıştır. Bu kapsamda 6100 sayılı HMK ile tarafların ve üçüncü kişilerin delil ibraz etmesinin hangi hal ve şartlarda olacağı ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

6100 sayılı HMK'da taraflara ve üçüncü kişilere genel delil ibraz yükümlülük ve mecburiyetleri getirilerek yargılamadaki tarafların ve üçüncü kişilerin aydınlatma ödevinin kapsamı genişletilmiştir.

Belgelerin mahkemeye verilmesi zorunluluğu davanın aydınlatılması ve dürüst davranma yükümlülüğünün bir gereğidir. Bu yükümlülük özellikle ispat yükünü taşımayan tarafı davanın aydınlatılması için katkıda bulunmaya teşvik etmektedir[1].

Çalışmamızda, resen araştırma ilkesinin geçerli olmadığı özel hukuk davalarında hukuki uyuşmazlıkların çözümünde faydalanılacak olan belgelerin, taraflar ve üçüncü kişiler tarafından hangi hal ve şartlarda ve ne şekilde sunulacağı hususları ele alınmıştır.

II- BELGELERİN MAHKEMEYE SUNULMA ZAMANI

HMK'da tarafların dayandıkları bütün delilleri dilekçelerin değişimi aşamasında göstermeleri; bunlardan ellerinde mahkemeye tevdi etmeleri, ellerinde olmayanlar hakkında ise mahkemeye bilgi vermeleri usulü kabul edilmiştir. Burada önemle belirtmek gerekir ki, taraflar dilekçelerinde sadece dayandıkları delilleri göstermekle yetinmezler, o delillerle hangi ihtilaflı vakaları ispatlamak istediklerini de somut biçimde bildirmek mecburiyetindedirler[2]. Tarafların delillerini dilekçeleri ekinde sunması kural olmakla birlikte, taraflar dayandıkları belgeleri dilekçe ekine koymamışlar, yani bu konuda yapmaları gereken işlemleri eksik bırakmışlarsa, öninceleme duruşmasında taraflara son kez iki haftalık kesin süre verilerek bu eksiklikleri tamamlamaları istenir. HMK m.140/5 hükmü, dilekçelerle birlikte sunulma kuralının istisnasıdır. Bu süreden sonra tarafların belge sunmaları kural olarak mümkün değildir. Bu düzenleme ile kanunkoyucu, vakıaları ispata yarayacak delilleri tahkikat aşamasından önce toplayarak yargılamanın süratli bir şekilde ve usul ekonomisine uygun olarak sonuçlandırılmasını amaçlamıştır.

1. Tarafların Uhdelerinde Bulunan Belgelerin İbrazı

Davacı HMK m.121[3], davalı ise HMK m.129/2[4] gereğince, uyuşmazlığın çözümünde etkisi olan uhdelerindeki belgeleri dava dilekçesi ve cevap dilekçesi ile birlikte mahkemeye vermek durumundadırlar. Davalının ve davacının, dava ve cevap dilekçesinde dayanmış oldukları ve fakat dava ve cevap dilekçesi ile birlikte sunmadıkları belgeleri HMK m.140/5[5] gereğince öninceleme aşamasında kendilerine verilen iki haftalık kesin süre içerisinde mahkemeye ibraz etmeleri gerekir. Şayet taraflar, öninceleme duruşmasında kendilerine verilen iki haftalık kesin süre içerisinde dilekçelerinde belirtmiş oldukları belgeyi mahkemeye sunmazlarsa hakim, belgeyi sunmayan tarafın o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağına karar verecektir. 6100 sayılı HMK m. 140/5 gerekçesinde, "Taraflar, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek yada başka yerden getirilecekse, bunu belirtmek zorundadırlar. Şayet taraflar, bu konuda yapmaları gereken işlemleri eksik bırakmışlarsa, tahkikata başlamadan önce, taraflara son kez kısa bir süre verilerek bu eksiklikleri tamamlamaları düşünülmüştür. Taraflar bu şanslarını da doğru kullanamazlarsa, artık tahkikat mevcut delillerle yürütülecek ve tarafların o delile dayanmaktan vazgeçtikleri kabul edilecektir[6]. denilerek, belgeyi süresi içinde sunmamanın yaptırımının "o delile dayanmaktan vazgeçme" olduğu ortaya konulmuştur. Bu şekilde bir yaptırımın, tarafların kötüniyetli hareket ederek yargılamayı uzatmaya matuf işlemler yapmasının önüne geçilmesini amaçladığını ve usul ekonomisi ilkesinin sonucu olduğunu söylemek mümkündür.

Medeni Usul Hukukunun başta gelen amacı, sübjektif hakların gerçekleşmesini sağlamaktır. Devlet bizzat hak elde etmeyi yasakladığı için Medeni Usul Hukukunun yardımıyla sübjektif hakların yerine getirilmesi mümkün olmaktadır. Medeni Usul Hukuku, tarafların haklarının temini ve gerçekleşmesini sağlarken aynı zamanda objektif hukukun gerçekleşmesini de sağlar. Medeni Usul Hukukunun diğer bir amacı hukuki barışın korunmasıdır[7]. Diğer bir deyişle, Medeni Usul Hukukunun amacı şekle gerçeğe ulaşmak olup, Medeni Usul Hukuku şekli gerçeğe ulaşırken hukuki barışı  da korur. Gerçekten de, kural olarak özel hukuk yargılamalarında hakim, tarafların getirdikleri deliller çerçevesinde karar verir. Bu husus, özel hukuk yargılamalarının şekli gerçeğe ulaşma amacını göstermektedir. Amacın şekli gerçeğe ulaşmak olmasının uzantısı olarak yargılamaların hızlı bir şekilde bitirilmesi esastır. Nitekim, HMK m.30'da "Hakim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür." denilerek, yargılamaların süratle sonuçlandırılarak toplumda hukuka olan güvenin koruması, arttırılması ve hukuki barışın korunması, yani hukuk devleti ilkesinin gereklerinin yerine getirilmesi amaçlanmıştır. Yargılamaların hızlı bitirilmesi için hiçbir şekilde hukuki barışın korunması amacı görmezden gelinemez. Bunun için de hakime, davayı aydınlatma ödevi yüklenmiştir. Hakim, tarafların delil olarak dilekçelerinde gösterdikleri bir belge veya sair delili, taraflar bu delile dayanmaktan karşılıklı olarak feragat etmedikçe irdelemekle yükümlüdür. Yargılamaların süratle bitirilme uğruna şekli gerçeğe aykırı hükümler verilirse, toplumda hukuka olan güven zedelenir. Hukuka olan inancı zedelenen kişiler, karşılaşacakları diğer hukuki meselelerde bir mahkeme önünde hak aramak yerine, kendi adaletini tesis yoluna gidebileceklerdir ki, bu durumun hukuk devleti ilkesinde hiçbir şekilde kabulü mümkün değildir. Hukuk devleti, kişilere etkin hak arama hürriyetini tanımak zorundadır. İşte bütün bu süreçte Medeni Muhakeme Hukukunun görevi ve amacı, maddi haklılığın tespiti, bozulan hukuk sisteminin yeniden tesisi, ihtilafın kesin hükümle içtimai hayatın bertaraf edilmesi ve hakkın sahibine teslimidir[8].

HMK'da, delil göstermenin süreyle sınırlı olması, usul ekonomisi ilkesinin bir sonucudur. Bu ilkenin bir sonucu olarak taraflara ellerinde bulunan belgeleri sunma veya bu belgelerin yerlerini bildirme hususunda Kanun taraflara kesin süreler vermiştir. Bu sure içerisinde elinde bulunan delili mahkemeye sunmayan taraf, delil sunma hakkını kaybedecektir. Hukuk yargılamasında maddi gerçek aranmadığından ve esas olan şekli gerçeğe ulaşmak olduğundan, Kanun tarafından bu şekilde bir düzenlemenin öngörülmesi son derece isabetlidir. Bu suretle, hem taraflara delilleri sunma konusunda serbestiyet sağlanmış ve hem de davada haksız olan tarafın dava sürecini uzatmasının önüne geçilmiş olacaktır. Bu düzenlemenin yargılamaları hızlandıracağı ve hukuki barışı koruyacağı hususu ise izahtan varestedir.

Taraflardan birinin delil sunmasına rağmen, bu delili hangi vakıanın ispatı için sunduğunu belirtmemesi (HMK m.119/f, 129/e), yani, somutlaştırma yükümüne aykırı davranması halinde, bu hareketinin ne tür bir yaptırıma tabi tutulacağı Kanunda belirtilmemiştir. Somutlaştırma yükünün ihlali kural olarak tarafın aleyhinde karar verilmesi şeklindeki usuli olumsuzluğa katlanmasına neden olacaksa da, bu yaptırım uygulanmadan önce hakimin inisiyatif alması ve davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde taraftan dilekçesinde gösterdiği delilleri somutlaştırmasını istemesi yerinde olur (HMK m.31). Örneğin taraf dava dosyasına ibraz ettiği belgeleri hangi ihtilaflı vakıayı ispatlamak için gösterdiğini açıkça belirtmezse, hakim delilini somutlaştırması için süre verecektir. Taraf mahkemece verilen sürede delillerini somutlaştırmadığı takdirde ise, bu usuli yükün olumsuz sonuçlarına katlanacaktır. Bu sonuç, davaya bakan hakimin somutlaştırma yüküne uygun şekilde gösterilmeyen delili gözönüne almadan karar vermesidir. Taraf ispat yükünü taşıdığı bir davada hiçbir delilini somutlaştırmadığı ve kendisine verilen ilave sürede de bu eksikliği tamamlamadığı takdirde ise, ispat yükünü yerine getiremediği için davayı kaybedecektir[9].

Hemen belirtelim ki, tanık listesi HMK'nın 121. maddesi anlamında bir yazılı delil (belge) değildir. Bu nedenle davacının, dava dilekçesinde tanık deliline dayandığını bildirmesi yeterli olup (HMK m.119/1-f), tanıkların isimlerini dava dilekçesinde bildirmek veya tanık listesini dava dilekçesine ekli olarak vermek zorunluluğu yoktur[10]. Gerçekten de, hangi vakıaların ihtilaflı olduğu ve bu vakıaların ispatı için tanık dinlenip dinlenmeyeceği iddia ve savunmalar toplandıktan sonra belirlenebilir. Bu sebeple, dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra, öninceleme duruşmasında hangi vakıaların ihtilaflı olduğu belirlendikten sonra tanık listesi sunulması Kanunun lafzı ve ruhuna uygundur. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 11.12.2013 gün, 2013/16048 E. ve 2013/29319K. sayılı kararında tanık listesinin ne zaman sunulabileceği tartışılmış öninceleme duruşması yapılmadan tanık listesi sunulmasının taraflardan beklenilmeyeceği vurgulanmıştır[11].

2. Başka Yerlerde Bulunan Belgelerin İbrazı

Bazı durumlarda, uyuşmazlığın çözümünde faydalanılacak belgeler davacının ve/veya davalının uhdesinde bulunmayıp, davacının ve/veya davalının temin edemeyeceği başka yerlerde olabilir.  Davacı ve/veya davalı tarafından dilekçelerinde dayanılmış olunan belgeler başka yerlerde ise,  HMK m.121 ve HMK m.129/2 gereğince davacı ve/veya davalı yanca bu belgelerin bulunabilmesi için mahkemeye ayrıntılı izahatta bulunulmalıdır. Bu belgelerin dosyaya getirilmesi için gereken masraf, dava başına alınan gider avansından karşılanacaktır. Gider avansının yeterli olmaması halinde ise hakimin, gider avansını tamamlama yönünde taraflara süre vereceği hususu tartışmasızdır. Belgelerin getirtilmesinde tarafların yegane yükümlülüğü, bu belgeleri ve nerede olduklarını dilekçelerinde usulüne uygun olarak belirtmek kaydıyla, gerekli harcama bedelini yatırmaktan ibarettir. Belgelerin getirilmesine ilişkin tüm iş ve işlemler, mahkemece tamamlanacaktır.

Delilin gösterilmesi konusunda üzerine düşen usul işlemlerini yapan tarafın tasarruf olanağı kalmamıştır.[12]

III- BELGE ASLININ İBRAZI

1. Belge Aslının İstenmesi ve Geri Verilmesi

HMK m.216'da, belgenin yalnızca örneğinin mahkemeye sunulduğu durumlarda izlenecek usul düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre; mahkeme, belgenin fotokopisini sunan taraftan belgenin aslını getirmesini resen isteyebileceği gibi, davanın taraflarından birinin talebiyle de buna karar verebilir. Özellikle tereddütlü olan belge aslının görülmesi ve incelenmesi gereken durumlarda belgenin örneği ile yetinilemez, aslının verilmesi gerekir[13].

Belge aslı taraflarda olabileceği gibi başka yerlerde de olabilir. Maddenin ikinci fıkrasında, belge asıllarının nereden ve nasıl temin edileceği hüküm altına alınmıştır. Mahkemece belge asıllarının istenmesi durumunda taraflar, üçüncü kişiler veya resmi makamlar bu belgeleri vermekle yükümlüdürler. Dilekçe ekinde fotokopi belgeyi sunup, belge aslının mahkemece istenmesi durumunda belge aslını sunamayan taraf bunun sonucuna katlanır. Senede dayanan taraf, senedin aslını (zayi veya telef olduğu için) mahkemeye veremezse, noterlikçe onaylı olmayan adi senet suretleri delil teşkil etmez[14].

Maddenin üçüncü fıkrasında, belge aslının mahkeme dosyasına sunulduktan sonra mahkemece belge asıllarının saklanması için gerekli tedbirlerin alınacağı düzenlenmiştir. Mahkeme, bu belgeleri dosyada güvenli bir şekilde saklayabileceği gibi, delili inceledikten sonra istenildiğinde tekrar mahkemeye ibraz şartıyla sunan tarafa iade de edebilecektir.

Maddenin dördüncü fıkrasında, belge aslını sunan tarafın belge aslını geri alabilmesinin ancak hakim kararı ile verilebileceği düzenlenmiştir. Belge aslı hakim kararı ile sunan tarafa verilirse, "aslı gibidir" niteliğinde mahkeme mührü ve yazı işleri müdürünün imzasını ihtiva eden örneği dosyaya konulmalıdır; zira aslın kaybolması halinde delil olarak bu onanmış belge örneği kullanılacaktır[15].

2. Belge Aslının İbrazı Usulü

HMK'nın 217. maddesinde, davada delil olarak dayanılan belgenin mahkemeye nasıl sunulacağı düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, belge aslı kişinin elinde ise kişinin, kurumun elinde ise kurumun bulunduğu yerdeki asliye mahkemesi ve belgenin teslim edileceği yerdeki asliye mahkemesi tarafından örneği onaylanır. Bu durumda, aslı mahkemeye teslim edilen belgenin onaylanmış örneği kişi veya kurumca asıl gibi kullanılabilir.

3. Belgenin İncelenmesi

HMK m.218, m.195 ile aynı içeriği ihtiva etmektedir. Bu düzenlemeler çerçevesinde, mahkemeye getirilmesi mümkün olmayan belgeler hakim tarafından veya hakimin görevlendireceği bilirkişi tarafından bulunduğu yerde incelenebilir. Uygulamada, davanın taraflarının şirket olduğu durumlarda tarafların ticari defterlerinin incelenmesi uyuşmazlığın çözümünde önem arz etmektedir. Bazı şirketlere ait ticari defterler kapsamlı olduklarından mahkemeye getirilerek hakim veya hakim tarafından görevlendirecek bilirkişi tarafından incelenmesi ve muhafazası mümkün olmamaktadır. Bu hükümle, bu tür sorunların doğması engellenmiştir. Madde, 1086 sayılı Kanunun 323. maddesinin yeniden düzenlenmiş halidir.

Ayrıca bu hüküm, ispat ve delillere ilişkin genel kısımdaki konuyla ilgili düzenlemeyle de doğrudan bağlantılıdır. Ancak genel hükümlerde tüm delilleri kapsayacak nitelikte bir düzenleme yapılmıştır. Burada ise, özellikle belgeler bakımından durumun özelliği dikkate alınmıştır. Birinci fıkra hükmüne göre mahkemeye getirilmesi zor ve sakıncalı belgeler ancak yerinde incelenecektir. Özel bir ortamda korunması gereken ya da taşınması güç olan belgelerle, bulunduğu yerden çıkartılmasında sakınca bulunan belgelerin de delil olarak gösterilmesi mümkündür. Bu tür belgeler delil olarak gösterilip, uyuşmazlığın çözümüne etkisi olacağına karar verildiği takdirde mahkemece incelenip değerlendirilmelidir. Zira, mahkemece değerlendirilmeyen ve tarafların bilgisine sunulmayan hiçbir delil veya belge hükme esas alınamaz. Aksinin kabulü, hukuki dinlenilme hakkına ve adil yargılanma hakkına aykırı olacaktır. Bu sebeple belgenin delil olarak kullanılması ile belgenin korunması arasındaki denge gözetilerek, belgenin yerinde incelenmesi mümkün kılınmıştır. Böyle bir inceleme, hakim ya da görevlendireceği bilirkişi tarafından gerçekleştirilecektir. Bu durumda mahkemeye gönderilen belge örneği ile yerinde bulunan aslı karşılaştırılacaktır. İnceleme sonunda bir tutanak düzenlenecek, gerekli görülürse, uygun teknik araçlar kullanılarak belge aslı da kaydedilecektir[16].

VI- BELGELERİN İBRAZ ZORUNLULUĞU

Taraflar kendilerinin ve karşı tarafın delil olarak dayandığı belgeleri; üçüncü kişiler ise davanın taraflarının dayanmış oldukları delilleri mahkemeye ibraz mecburiyetindedirler. Gerçekten, yargılama sonunda gerçeğe uygun bir karar verilebilmesi ispat yükünün kimde olduğuna bakılmaksızın tarafların davanın aydınlatılmasına katkıda bulunmalarını zorunlu kılar[17]. Kanunda üçüncü kişilerin de belgeyi ibraz yükümlülüğü düzenlenerek, üçüncü kişilere de davayı aydınlatma ödevi yüklenmiştir.

1. Tarafların Belgeleri İbraz Zorunluluğu

1086 sayılı HUMK m.326'da tarafların belge ibraz etme zorunluluğu düzenlenmiş olup, bu madde hukuki uyuşmazlıkların çözümünde adil sonuçların ortaya çıkmasında yeterli olamamıştır. HUMK m.326'ya göre, tarafların ellerindeki belgeleri ibraz etmesi gerektiği vurgulanmış ve dört bent halinde hangi belgelerin ibrazının zorunlu olduğu sayılmıştır. Oysa ki, yürürlükte olan 6100 sayılı Kanun ile 1086 sayılı HUMK'daki gibi tahdidi sayımdan vazgeçilmiş ve davacının ve/veya davalının uhdelerinde bulunan ve karşı tarafın dayandığı tüm belgelerin ibrazının zorunlu olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK'da yer alan düzenleme hukuki ihtilafların çözümünde hakkaniyet prensibinin ön planda tutulduğunu göstermektedir.  Nitekim m.219 hükmünün gerekçesinde, "1086 sayılı Kanunda, önce genel olarak tarafların ellerindeki belgeleri ibraz edecekleri düzenlenmiş, daha sonra dört bent halinde konuyla ilgili hangi belgelerin ayrıca ibraz edileceği belirtilmiştir. Maddenin birinci fıkrasında bu sayma yerine tüm belgeleri kapsayıcı genel bir düzenleme yapılması uygun görülmüştür. Şöyle ki: 1086 sayılı Kanunda, Türk Medeni Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu gereğince ibrazı zorunlu olan belgelerin yanında diğerlerinin de ibrazı gerektiği belirtilmiştir. Yeni düzenlemede buna yer verilmemiştir. Çünkü, öncelikle belgeyi ibraz zorunluluğu bu iki kanun dışında da sözkonusu olabilir, bu sebeple ifade sınırlayıcıdır. Zaten bir kanunda özel olarak belge ibrazı zorunluluğu düzenlenmişse, bunu tekrar belirtmek gereksizdir. Böylece, tek tek sayılıp ihtimal dışı kalabilecek durumlar da bertaraf edilmiştir." ifadeleriyle, belge ibraz etme zorunluluğunun kapsamının genişletildiği belirtilmiştir. 

Tarafların ibraz zorunluluğu, belgeye delil olarak dayanılması esası üzerine kurulmuştur[18]. İspat yükü kendisinde olan taraf, dayandığı vakıayı ispatlayabilmek için karşı taraftan ibraz yükümlülüğünü yerine getirmesini isteyecektir. Taraflar, mahkemece istenmesi halinde kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar. Diğer bir deyişle, davacı yan dava dilekçesinde dayanmış olduğu delilin davalının yedinde olduğunu belirtmiş ise, davalının, yedinde bulunan belgeyi mahkemeye ibraz etmesi gerekmektedir.

İbraz zorunluluğunun doğması için üç şartın varlığı aranmaktadır. Bunlar;

  • İbrazı istenen belge ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu olmalı,
  • Mahkemece ibrazı istenen belgenin davanın ispatına yarar nitelikte olduğu yönünde kanaate ulaşılması,
  • Karşı tarafın bu belgenin elinde olduğunu kabul etmesi, ileri sürülen talep üzerine susması yahut belgenin var olduğunun resmi bir kayıt veya başka bir belgede ikrar edilmesi,

şeklindedir. Kanaatimizce halin mutad cereyanından, belgenin karşı tarafın elinde olduğu hususu mahkemece çıkarılabiliyorsa, bu durumda da belgeyi elinde bulunduran kişinin sunma mecburiyeti bulunmalıdır.

2. Tarafların İbraz Etmekle Yükümlü Olduğu Belgeleri İbraz Etmemesinin Sonuçları

A. Belgenin Varlığının İnkar Edilmesi

HMK m.220/2'de, karşı yanca dayanılan belgenin esasında hiç var olmaması, bulunamaması ve nerede olduğunun bilinmemesi durumunda izlenecek usulü yöntemler belirtilmiştir. Buna göre, kendisinden belge ibraz etmesi istenilen taraf belirtilen belgenin yedinde olduğunu inkar ederse, kendisine, böyle bir belgenin olmadığına, belgenin özenle aranmasına rağmen bulunamadığına ve nerede olduğunu bilmediğine ilişkin yemin teklif edilir.

Kendisinden belge sunması istenen taraf, böyle bir belgenin olmadığına, belgenin özenle aranmasına rağmen bulunamadığına ve nerede olduğunu bilmediğine ilişkin yemin eda ederse, mahkemede gerçekten de böyle bir belgenin olmadığı yönünde kanaat oluşur ve varlığı iddia edilen belge mahkemede tartışılmaz.

Kendisinden belge sunması istenen taraf, böyle bir belgenin olmadığına, belgenin özenle aranmasına rağmen bulunamadığına ve nerede olduğunu bilmediğine ilişkin yemini eda etmezse, mahkeme duruma göre karşı tarafın beyanları doğrultusunda bir kanaate ulaşabilir.

B. Belgenin Varlığının Anlaşılması

HMK m.220/3'de, belgeyi ibraz etmesine karar verilen tarafa hakim tarafından belgeyi ibraz etmesi için süre verileceği düzenlenmiştir. Kendisine süre verilen tarafın süresi içinde belgeyi ibraz etmesi veya ibrazdan imtina etmesi durumunda bununla ilgili olarak delilleriyle birlikte kabul edilebilir bir mazeret göstermesi gerekir. İbrazdan kaçınma halleri Kanunda tahdidi olarak sayılmamış olup, bu konuda hakime takdir yetkisi tanınmıştır. Karşı tarafın belgeyi ibrazdan kaçınmasını haklı gösterebilecek sebepler arasında özel hayatın korunması, ticari sırların varlığı, cezai sorumluluğun doğacak olması ve meslek sırları sayılabilir. Karşı taraf ibrazdan kaçınmak için bu sebeplerden birine dayandığı takdirde, öncelikle ortada korunmaya değer bir sırrın mevcut olup olmadığı incelenir ve değerlendirilir. Bu değerlendirme sonucunda karşı tarafın ileri sürdüğü gerekçenin "kabul edilebilir bir mazeret" teşkil etmediği görülürse, Kanundaki delillerin toplanmasına ilişkin hükümler uygulanır (HMK.m.220). Buna karşılık, hakim karşı tarafın iddiasının ibrazdan kaçınmak için kabul edilebilir bir mazeret teşkil ettiği kanaatine varırsa, bir yol ayırımına gelinir. Mazeretin varlığı ibrazdan kaçınmak için yeterlidir denirse, delil ikame eden tarafın belgenin ibrazı talebi reddedilecek ve mahkeme dava dosyasındaki deliller çerçevesinde kararını tesis edecektir.[19] Karşı tarafın birtakım haklarının korunması bakımından davayı aydınlatacak delilin incelenmemesi mahkeme kararının gerçeğe uygun olmayacağı sonucunu doğurabilecektir. Bunun engellenmesi için, hakim takdir hakkını kullanarak birtakım alternatif yollara başvurmalıdır. Örneğin, meslek sırrı sebebiyle ibraz edilmekten kaçınılan belge hakim tarafından incelenip gerekli görüldüğü takdirde belge içeriğinde meslek sırrı ile ilgili olmayan fakat vakıaların ispatı ile ilgili kısımlarının dosyaya sunulması istenebilir. Bunun yanında, ibrazdan kaçınılan belgelerin kapalı duruşmada incelenmesi ve yine vakıaların ispatı ile ilgili kısımların yargılamada kullanılmasına karar verilebilir. Bunlar, etkin hukuki korunma talebinin gereğidir. Hakimin takdir hakkını kullanmak suretiyle geliştirebileceği alternatif yollar, hakkaniyet prensibinin gereği olup, toplumda hukuka olan güvenin tesis edilmesinde büyük rol oynayacaktır. 

Tarafların ellerinde bulunan belgeyi ibraz etmemesi ve haklı bir neden göstermeksizin ibraz etmemesinin yaptırımı yine Kanunda gösterilmiştir. Buna göre; kendisinden belgenin istenmesine rağmen süresi içinde belgeyi ibraz etmez veya belgeyi ibraz edememesini delilleriyle kanıtlayamazsa, mahkeme duruma göre diğer tarafın beyanını kabul edebilir. Diğer bir ifadeyle, belgenin karşı yanda olmasına rağmen sunmadığı kabul edilecek ve belgeye dayanan tarafın iddiası kabul edilebilecektir. Davanın kaybedilmesi taraflar yönünden en ağır yaptırım olduğu için, Kanundaki bu düzenleme karşı tarafı elindeki belgeyi dava dosyasına ibraza zorlamakta etkili olacaktır[20].

Örnek vermek gerekirse; şirket ortaklarından birisi ortaklar kurulu kararlarındaki imzanın kendisine ait olmadığını, yurtdışındayken kendisi yerine imzaların atıldığını ve bu sebeple alınan kararlar doğrultusunda %30 olan hissesisin %1'e düşürüldüğünü iddia etmektedir. Bu hukuki uyuşmazlığın çözümü için mahkeme başvurarak ortaklar kurulu kararlarının iptalini istemiştir. Mahkemece ara karar tesis edilerek ortaklar kurulu kararlarının asılları istenmiştir. Davalı şirket yetkilileri, defterlerin kaybolduğunu belirtmiş ve kaybolduğu konusunda herhangi bir delil sunmamıştır. Bu durumda, TTK m. 82/7 gereğince davalının yemininin hukuken geçerliliği bulunmamaktadır; zira defterlerin kaybolduğu savunmasında bulunan tarafın defterlerin kaybolması neticesinde yapmakla yükümlü olduğu hususları yerine getirmemesi savunmalarının  doğru olmadığını göstermektedir. 09.12.2012 tarih ve 28502 sayılı Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan ticari defterlere ilişkin tebliğ m.12 uyarınca, davalı tarafın defterleri 10 yıl saklama mecburiyeti bulunmaktadır. Davalı taraf defterleri saklamadığı gibi, "defterler kayboldu" savunmasının gereği olan zayi belgesi alma yükümlülüğünü de yerine getirmemiştir. O halde, Mahkemenin davacının iddiaları çerçevesinde ortaklar kurulu kararlarının iptaline karar vermesi HMK m.220/3 düzenlemesinin gereğidir.

3. Kişilerin Belgeleri İbraz Yükümlülüğü ve Yükümlülüğe Aykırı Davranılmasının Sonuçları

HMK m.221'de üçüncü kişilerin belgeyi ibraz zorunlulukları düzenlenmiştir. Davanın taraflarının ileri sürdükleri vakıanın ispatı için lazım gelen belgenin üçüncü kişi yed'inde olduğunu belirtmesi durumunda, mahkemece bu belgelerin üçüncü kişiler tarafından ibraz edilmesine karar verilir. Üçüncü kişiler ellerindeki belgeyi ibraz etmek zorundadırlar. Bu düzenlemeden açıkça anlaşıldığı üzere, taraflar gibi üçüncü kişilerin de ellerinde bulunan belgeleri ibraz yükümlülükleri bulunmaktadır. Üçüncü kişilerin belge ibraz zorunlulukları hakkaniyet prensibinin gereği olduğundan kanun koyucu tarafından düzenleme altına alınmıştır.

Öte yandan, resmi makamların mahkeme istediğinde ellerindeki belgeleri ibrazla yükümlü oldukları açıkça zikredilmiştir[21].

Mahkemece üçüncü kişilerden belge istenmesine karar verilmesi halinde, üçüncü kişi ya belgeyi ibraz edecek ya da belgeyi neden ibraz edemediğini sebep ve delilleriyle birlikte mahkemeye bildirecektir. Mahkeme, üçüncü kişinin ibrazdan kaçınma sebebini yeterli görmezse, kendisinden belge istenen üçüncü kişiyi tanık olarak dinleyebilecektir. Ayrıca, belgeyi ibraz zorunda olanlar, belgeyi ibrazdan veya bu konudaki tanıklıktan çekinebilirler. Bu noktada, HMK'da tanıklara ilişkin hükümleri irdelemek yerinde olacaktır.

HMK m.248'de, iki taraftan birinin nişanlısı, evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi iki taraftan birinin eşi, kendisi veya eşinin altsoy veya üstsoyu, taraflardan biri ile arasında evlatlık bağı bulunanlar, üçüncü derece de dahil olmak üzere kan veya kendisini oluşturan evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi kayın hısımları, koruyucu aile ve onların çocukları ile koruma altına alınan çocuk; HMK m.249'da, Kanun gereği sır olarak korunması gereken bilgiler hakkında tanıklığına başvurulacak kimselerin tanıklıktan çekinebileceği düzenlenmiştir. HMK m.249'da, sır sahibi tarafından izin verildiği takdirde avukatlar harcinde sır saklama yükümlülüğü bulunanların tanıklık yapabileceği belirtilmiştir. Yine, HMK m.250'de, tanığın kendisinin veya m.248'de sayılan kişilerin  birine doğrudan doğruya maddi bir zarar vereceği ve itibarını ihlal edecek ya da ceza soruşturmasına veya kovuşturmasına sebep olacak durumlar ile tanığın beyanının meslek veya sanatına ait olan sırların ortaya çıkmasına sebebiyet verecek nitelikte olması halinde tanıklıktan çekinebileceği düzenlenmiştir. Tanıklıktan çekinme hakkının istisnaları ise HMK m.251 hükmünde belirtilmiştir[22]. Bu bilgiler çerçevesinde, kendisinden belge istenen üçüncü kişi çekinme sebepleri olmamasına rağmen belgeyi ibraz etmez ve tanıklık da yapmak istemezse, HMKm.253/1 gereğince beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına ve bu yüzden doğan giderlere mahkum edilir. Bu karardan sonra tanıklık yapmayan taraf yeniden dinlenmek üzere mahkemeye çağrılır. Üçüncü kişi yeniden çağrıldığında tanıklık etmemekte ısrar ederse, HMK m.253/2 gereğince iki haftayı geçmemek üzere disiplin hapsi ile cezalandırılır.

Görüldüğü üzere, üçüncü kişi belgeyi ibrazdan kaçınırsa aleyhine para cezasına veya disiplin hapsi cezasına hükmedilebilir. Tüm bunlara rağmen belgeyi ibraz etmeyen taraftan belgeyi zorla alabilmek mümkün değildir.

V. SONUÇ

6100 sayılı HMK delillerin ibrazı konusunda 1086 sayılı HUMK'dan oldukça farklı düzenlemelere yer vermiştir. Yeni düzenlemeler, hukuk devletinde süratli yargılamaların gerçekleştirilmesi bakımından son derece isabetli olmuştur. Yine, 6100 sayılı HMK'nın 219 ve 220. maddeleri 1086 sayılı HUMK sisteminden farklı olarak hukuk hakimine sübjektif de olsa maddi gerçeğe ulaşma bakımından bir kısım ek yetkiler vermiştir. Gerçekten de, HUMK uyarınca yürütülen davalarda belgeyi elinde bulunduran tarafın bu belgeyi ibraz etmemesi halinde hakimin belge ile ilgili doğrudan bir sonuca ulaşmasına yönelik bir yetkisi bulunmamakla beraber, 6100 sayılı HMK hukuk hakimine bu durumda "davayı kabul etme" veya "reddetme" yetkisini tanımıştır. Bu yetki, yine taraflarca ileri sürülme koşulu bulunmakla birlikte hakime maddi gerçeği sınırlı da olsa arama yükümü getirmiştir.

6100 sayılı HMK davanın tarafı olmayan üçüncü kişilere de belge ibraz zorunluluğu getirmekle, hakime 1086 sayılı HUMK'dan farklı olarak bir araştırma yükümü yüklemiştir. Yine bu durum, tarafların belge ibraz zorunluluğunda olduğu gibi, hakimi sübjektif de olsa maddi gerçeğe ulaştırmaya yönlendirmektedir.

Yine, 6100 sayılı HMK davanın taraflarına belgeleri ibrazda kesin süre ve kurallar getirmesi hasebiyle yargılamaları hızlandırıcı bir misyon da edinmiştir. Kanaatimizce, 6100 sayılı HMK'nın getirdiği bu sistem hukuk devleti açısından son derece isabetlidir.

 

KAYNAKÇA

  1. PEKCANITEZ, Hakan/ ATALAY, Oğuz/ ÖZEKES, Muhammet, MEDENİ USUL HUJKUKU; 2. Baskı, Bilge Yayınevi, Ekim-2001
  2. SARISÖZEN, M. Serhat, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler; İstanbul Barosu Dergisi, Cilt 85, Sayı 6, İstanbul-2011
  3. ERDÖNMEZ, Güray/ Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na Göre Delillerin Gösterilmesi ve İbrazı; İstanbul Barosu Dergisi, Cilt 87, Sayı 5, İstanbul-2013
  4. KARSLI, Abdurrahim/Medeni Muhakeme Hukuku Ders Kitabı; 2.Baskı, Alternatif Yayınevi, İstanbul-2011
  5. KURU, Baki/ARSLAN, Ramazan/YILMAZ, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 22. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara-2011
  6. KARAHACIOĞLU, Ali Haydar/ PARLAR, Aynur; 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 1. Baskı, Bilge Yayınevi, Ankara-2012
  7. Resmi Gazete( erişim tarihi: 30.04.2015)
  8. 6100 Sayılı Yasa Gerekçesi http://www.kgm.adalet.gov.tr/Tasariasamaları/Kanunlasan/2011Yili/kanmetni/6100ss.pdf (erişim tarihi: 30.04.2015)
  9. Kazancı Elektronik ve Basılı Yayımcılık A.Ş. Elektronik Bilgi Bankası www.kazanci.com.tr (erişim tarihi: 30.04.2015)
  10. www.tbmm.gov.tr (erişim tarihi: 30.04.2015)

[1] SARISÖZEN, M. Serhat, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler; İstanbul Barosu Dergisi, Cilt 85, Sayı 6, İstanbul-2011, s.74.

[2] ERDÖNMEZ, Güray/ Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na Göre Delillerin Gösterilmesi ve İbrazı; İstanbul Barosu Dergisi, Cilt 87, Sayı 5, İstanbul-2013, s.17.

[3] Belgelerin birlikte verilmesi

MADDE 121- (1) Dava dilekçesinde gösterilen ve davacının elinde bulunan belgelerin asıllarıyla birlikte harç ve vergiye tabi olmaksızın davalı sayısından bir fazla düzenlenmiş örneklerinin veya sadece örneklerinin dilekçeye eklenerek, mahkemeye verilmesi ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur.

[4] Cevap dilekçesinin içeriği

MADDE 129-(2) 121 inci madde hükmü cevap dilekçesi hakkında da uygulanır.

[5] Ön inceleme duruşması

MADDE 140- (5) Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi halinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir.

[6]

[7] PEKCANITEZ, Hakan/ ATALAY, Oğuz/ ÖZEKES, Muhammet, MEDENİ USUL HUKUKU; 2. Baskı, Bilge Yayınevi, Ekim-2001, s. 41 ,42.

[8] KARSLI, Abdurrahim/Medeni Muhakeme Hukuku Ders Kitabı; 2.Baskı, Alternatif Yayınevi, İstanbul-2011 s. 56.

[9] ERDÖNMEZ, Güray/ Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na Göre Delillerin Gösterilmesi ve İbrazı; İstanbul Barosu Dergisi, Cilt 87, Sayı 5, İstanbul-2013, s. 21.

[10] KURU, Baki/ARSLAN, Ramazan/YILMAZ, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 22. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara-2011, s. 296.

[11] ".Ön inceleme duruşması yapılmadan, tensiple taraflara, dilekçelerinde göstermiş oldukları ve belge niteliğindeki delilleri sunmaları veya bulundukları yerlerle ilgili açıklamada bulunmaları ( HMK md. 140/5 ) için süre verilmesi bu anlamda sonuç doğurmaz. Öte yandan; delil, çekişmeli vakıaların ispatı için gösterilir ( HMK md. 187/1) .Ön inceleme duruşması yapılmadan, tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar belirlenmeden, tarafların tanık listesi vermeleri de beklenemez."

[12] Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 07.10.2013 gün, 2013/11875 E. ve 2013/15850 K. sayılı karar,

[13] KARAHACIOĞLU, Ali Haydar/ PARLAR, Aynur; 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 1. Baskı, Bilge Yayınevi, Ankara-2012 s.837.

[14] Kuru/Arslan/yılmaz a.g.e, s. 401.

[15] Karahancıoğlu/Parlar a.g.e, s.841.

[16] Madde gerekçesi

[17] Erdönmez, a.g.e.,s.25.

[18] Karahancıoğlu/Parlar a.g.e. s.845.

[19] Erdönmez, a.g.e. s.27.

[20] Erdönmez, a.g.e. s.29.

[21] Erdönmez, a.g.e. s.29.

[22] Tanıklıktan çekinme hakkının istisnaları

MADDE 251- (1) 248 ve 249 uncu maddeler ile 250 nci maddenin (a) bendindeki hallerde;

a) Bir hukuki işlemin yapılması sırasında tanık olarak bulundurulmuş olan kimse o işlemin esası ve içeriği hakkında,

b) Aile bireylerinin doğum, ölüm veya evlenmelerinden kaynaklanan olaylar hakkında,

c) Aile bireyleri arasında, ailevi ilişkilerden kaynaklanan mali uyuşmazlıklara ilişkin vakıalar hakkında,

ç) Taraflardan birinin hukuki selefi veya temsilcisi olarak kendisinin yaptığı işler hakkında,                           

tanıklıktan çekinilemez.