SUÇ ÖRGÜTÜ

SUÇ ÖRGÜTÜ

Prof. Dr. Ersan Şen
Av. Bilgehan Özdemir

Suç Örgütü*

I- Suç işlemek için örgüt kurma suçuna genel bakış 
II- Suç örgütü konusunda Mukayeseli Hukuka bakış
III- Suç örgütü kurma suçunun maddi ve manevi unsurları
IV- Suç örgütü ile diğer birlikteliklerin farkları
V- Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun getirdiği sınırlamalar, farklı hüküm ve uygulamalar
VI- TCK m.220 hükümlerinin açıklanması
VII- TCK m.220/5 karşısında suç örgütü yöneticisinin hukuki durumu 
VIII- Suç örgütü fiilinin bağımsız bir suç tipi olarak tanımlanmasının sonuçları
IX- Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarına yargılamalarda görev sorunu
X- TCK m.220/7'den kaynaklanan ceza sorumluluğu
XI- Suç örgütü varlığının ispatı

SUÇ ÖRGÜTÜ

I- Suç işlemek için örgüt kurma suçuna genel bakış; 
Örgütlenme bir haktır. Demokratik toplumlar ile demokratik hukuk devletlerinde, toplumu oluşturan bireylerin bazı ortak hukuki yararlar çerçevesinde birleşip faaliyette bulunmaları hukuka uygundur. İnsanların birleşip "ortak ses" olarak daha etkili bir şekilde taleplerini dile getirmesinde hiçbir sakınca olamaz. Demokratik hukuk devletinde tek seslilik değil çok seslilik, farklılık, talep ve tartışmalarda çeşitlilik vardır. Bireylerin, dernek, vakıf, şirket, kooperatif, siyasi parti, sendika ve meslek örgütleri kurmak ve bu yerlere üye olmak suretiyle menfaatlerini korumaları, otoriteyi ve iktidarı eleştirmeleri, eleştirip "karşı duruş" sergilemeleri olağandır. Bu birliktelik ve hiyerarşik yapılanmalar suç işlemek için kurulmadıkça sorun çıkmamalı, bu birliktelik ve yapılanmalara katılmaktan dolayı kimseye de ceza sorumluluğu yüklenmemelidir.
Ceza Hukuku, düşünceye ve düşünce açıklama hürriyetine müdahale etmez ve sivil toplum örgütlerine de sınırlama getirmez. Ancak bazı sınırlar aşılmış, bu sebeple bazı ve hak ve hürriyetler bakımından tehlikeli ve zararlı sonuçlar ortaya çıkmış ise, Ceza Hukuku istisnai olarak düşünce açıklama hürriyetine ve hiyerarşik yapılanmalara müdahale etme gereği duyabilir.
Bağımsız bir suçu tipi olarak tanımlanması fikrine karşı olduğumuz "suç örgütü" kavramı, hukuka aykırı amaçlar için bir araya gelen insanların kurduğu yapılanmalara, daha tehlike aşamasında müdahale etme ve zararlı sonuç gerçekleşmeden önleme isteğinden kaynaklanmıştır. Başkalarının hak ve hürriyetleri ile kamu düzenini ve barışını koruyucu gibi gösterilmek suretiyle görünüşte mantıklı sayılabilecek ayrı bir suç olarak tanımlanmış suç örgütü kurmak fiili, esas itibariyle henüz eyleme dönüşmeyen ve düşünce aşamasında olan birlikteliklere müdahale etmek, düşünce açıklama ve birlikte hareket etme hürriyetini bazı üstün amaçlar için sınırlamak sonucuna yol açar. Bu düşünceye katılmadığımızı ve TCK m.220'de düzenlendiği biçimde "suç örgütü" fiilinin bağımsız suç sayılmasında isabet görmediğimizi şimdiden ifade etmek isteriz.
Suç işlemek için örgüt kurma suçu, Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinde düzenlenmiş olup, bu hükmün dışında TCK m.78'de soykırım ve insanlığa karşı suçları işlemek amacıyla örgüt kurma suçu ve TCK m.314'de de silahlı örgüt suçuna yer verilmiştir. 78. maddede düzenlenen suç örgütü, "Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar" başlıklı Beşinci Bölüm altında "silahlı örgüt" fiilini suç sayan 314. maddede öngörüldüğü gibi, bu defa soykırım ve/veya insanlığa karşı suçları işlemek amacıyla kurulan suç örgütlenmelerini kapsamaktadır. Bu örgütün varlığı, 78. maddedeki unsurlara göre değerlendirilmelidir. Kanunun 314. maddesi örgütün Kanunun 6. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde öngörülen silahlarla donatılmış olmasını aradığı halde, 78. maddede örgütün varlığından bahsedilebilmesi için "silah" unsuru zorunlu bir unsur olarak kabul edilmemiştir.
220. madde, genel bir tanımlama ile "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" suçunu ve bu suçun unsurlarını düzenlemiştir. Buna göre, kanun koyucunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı (en az üç kişi olmalıdır) ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde örgüt kurma suçu gerçekleşmiş sayılacaktır. İşte bu şekilde bir tanımlama, maalesef 78. maddede yer almamaktadır. Her iki maddeyi birbirinden bağımsız değerlendirmekle birlikte, 78. maddedeki örgütlenmenin unsurlarının tespiti bakımından 220. maddedeki tanımlamadan faydalanmak gerekebilir. Örneğin, örgütün üye sayısı bakımından tamam sayılabilmesi hakkında 78. maddede düzenleme olmadığından, 220. maddede yer alan "en az üç üye" kavramını kullanmak uygun olacaktır.
Yukarıdaki açıklamaya rağmen kanaatimizce, silahlı örgüt suçunu düzenleyen TCK m.314'ün üçüncü fıkrasında yer alan ve TCK m.220 hükümlerinin silahlı örgütün unsurlarının tespitinde esas alınmasını öngören, "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır." hükmüne benzer şekilde, TCK m.78'de düzenlenen örgüt suçu ile ilgili bir düzenlemenin yapılması isabetli olacaktır. Aksi takdirde, soykırım ve insanlığa karşı suçlar bakımından özel düzenleme niteliği içeren m.78'de tanımını bulan örgüt suçuna, TCK m.220 hükümlerinin uygulanması mümkün olamayacaktır. Örneğin, "Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti" suçunu düzenleyen 188. maddenin beşinci fıkrasında, "Yukarıdaki fıkralarda gösterilen suçların, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır." hükmüne yer verilerek, genel bir düzenleme içeren TCK m.220'ye örtülü olarak atıf yapıldığı görülmektedir. Ancak benzer bir düzenleme, suç örgütü kurmak ve yönetmek ile ilgili özel bir suç tipi öngören TCK m.78'de bulunmamaktadır.
"Suç işlemek için örgüt kurma" başlıklı TCK m.220'ye göre, "(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir. 
(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 
(3) Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır. 
(4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur. 
(5) Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır. 
(6) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır. 
(7) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. 
(8) Örgütün veya amacının propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır".
Türk Ceza Hukuku'nun bütünü bakımından suç örgütü kurma ve yönetme ile örgüte üye olma ve bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarının bağımsız bir suç tipi değil, Türk Ceza Kanunu'nun Genel Hükümler bahsinde bir suç katalogu altında veya bazı suçların nitelikli halleri olarak her suç tipinin tanımında suçun ağırlaştırıcı sebebi olarak gösterilmesi daha isabetli olacaktır. 
Kişi hak ve hürriyetlerinin Türk Ceza Hukuku ve Türk Ceza Yargılaması Hukuku açısından korunması, suç örgütü fiilinin bağımsız bir suç saymaktan ziyade bazı suçların ağırlaştırıcı hali olarak düzenlemek suretiyle daha isabetli sağlanabilir. Sırf cezalandırmak ve bu düşünceden hareketle insanın her davranışı ve diğer insanlarla biraraya gelmek suretiyle örgütlenmesi hakkında sübjektif nitelendirmeler yaparak ceza sorumluluğu alanını genişletmek ve ortada henüz dış dünyaya etkili bir suça teşebbüs dahi olmaksızın bireyleri cezalandırmak gayreti içinde olmak, neticede fayda yerine zarar getirecek, devleti "hukuk devleti" olmaktan uzaklaştırıp, "polis devleti" olmaya yaklaştıracaktır. İlk bakışta, henüz suç işlenmeden müdahale edilmesi ve örgütün işlemeyi hedeflediği amaç suçun engellenmesi adına suç örgütü kurma ve yönetme fiilinin suç olarak tanımlanması yerinde görülebilir. Ancak bu önleme amacında aşırıya gidildiğinde, bireyin düşünce açıklama hürriyetine müdahale edildiğinde, iştirak halindeki birliktelikler suç örgütü sayılmaya çalışıldığında ve suç örgütü olup olmadığına bakılmaksızın ceza sorumluluğu alanı genişletildiğinde, tüm örgütlere yansıtıldığında, suç örgütü kurmak ve yönetmek ile bu örgüte üye olmak fiilinin bağımsız suç sayılması yarardan çok zarar getirecek ve otoritenin gücünü artırarak toplum ve bireylere korku ve endişe oluşmasına yol açacaktır. Bu durumda ise, otorite tarafından suç örgütüne yönelik operasyon ve müdahale yapılacağı iddiası ile birçok kişinin hak ve hürriyetine müdahale edildiği, kısıtlama getirildiği, bu amaç kapsamında Ceza Hukuku ve Ceza Yargılaması Hukuku araçlarının kötüye kullanıldığı görülecektir.
Yakalama ve gözaltı tedbirlerini düzenleyen CMK m.90 ve 91'in tatbikinde, sıkça suç örgütü yönetmek ve suç örgütüne üye olmak fiillerinin dayanak alındığı, bu yolla birçok insanın "mevcutlu", yani yakalama ve gözaltına alma tedbirlerin uygulanması suretiyle savcılık makamı ve hakim önüne çıkarıldığı görülmektedir. Mütemadi, yani neticesi devam eden örgüt yönetmek ve örgüt üyesi olmak suçları, yanlış bir şekilde "kişiye suç işlerken rastlanılması" olarak yorumlanmaktadır. Burada suç işlenmiş olup, sadece netice ve etkisi devam etmektedir. Örgüt yönetmek ve üyelik suçlarının TCK m.220/1 ve 2'de aranan maddi unsurları çoktan gerçekleşmiş olup, burada kişiye suç işlerken rastlanılmamaktadır. 
Ancak CMK m.90/1-b'de yer alan, "Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçma olanağının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağı bulunmaması" hükmü ile "suçüstü" kavramını tanımlayan CMK m.2/1-j,1'deki "işlenmekte olan suçu" ibaresi birlikte değerlendirildiğinde, örgüt yönetmek ve örgüt üyesi olmak suçlarının şüphelileri bakımından yakalama ve gözaltına alma tedbirleri ile ilgili ciddi bir sorunun varlığı inkar edilemez. Maalesef örgütlü suçlulukla ilgili soruşturmalarda, CMK m.98/1, 145, 146 ve 251/6 yerine daha çok CMK m.90/1'in uygulandığını, özellikle arama tedbiri ile beraber şüphelinin yakalanıp gözaltına alınması yoluna gidildiğini sıkça görmek mümkündür. Oysa mütemadi suçlardan olan örgüt yönetmek ve örgüt üyeliği fiillerinde, işlenmekte olan suç veya henüz işlenen suç veya suça teşebbüs ile işlenmesinden veya teşebbüs edilmesinden hemen sonra yapılan takiple şüphelinin yakalanması sözkonusu değildir.
Örgüt yöneticiliği ve üyeliğinde, TCK m.220/1 anlamında suç örgütünün varlığı tespit edilip örgütün yönetici ve üyeleri belirlenmişse, bu durumda önce CMK m.98, 145, 146 ve 251/6'nın tatbiki yoluna gidilmelidir. Bununla birlikte suç örgütünün yöneticisi ve üyeleri, kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan örgütün işlemeye teşebbüs ettiği amaç suç sırasında veya işlediği amaç suçtan hemen sonra yapılan takiple, CMK m.90/1 kapsamında yakalanabilir. İşte bu durumda, yani örgütün amaçladığı suçu işlerken veya işledikten hemen sonra örgütü yöneten veya onun üyesi olan şüphelinin yakalanıp gözaltına alınması mümkün olabilecektir.
Örneğin, örgütün amaç suçu olan yağma veya insan öldürme ya da dolandırıcılık suçları işlenirken, teşebbüs aşamasında veya işlendikten hemen sonra yapılan takiple suç örgütü yönetici ve üyelerinin yakalanmaları mümkün olabilecektir. Bunun dışında sırf suç örgütünün varlığı iddiasından hareketle suçüstü halinin varlığı kabul edilerek, suç örgütünü yönetmek veya üyesi olmadığı örgüt adına suç işlemek ya da örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüte yardım ettiği gerekçesiyle doğrudan doğruya hiç kimse yakalanmamalı ve gözaltına alınmamalıdır.

II- Suç örgütü konusunda Mukayeseli Hukuka bakış;
Alman Ceza Hukuku'nda çok failli suçlar bağlamında şöyle bir sıralama yapılabilir: Münferit fail, fail ve şerik, müşterek faillik, çete olarak işlenen suçlar ve münhasıran bir suç olarak "suç örgütü kurmak" fiilidir. Zikredilen bu son suç tipi Alman Ceza Kanunu (AlmCK) m.129/1'de düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, "Amacı veya fiilleri suç işlemeye yönelik bir örgüt kuran veya böylesine bir örgüte üye olarak katılan, üye veya yardımcı toplayan veya yardım eden kişi beş seneye kadar hapis cezası veya para cezası ile cezalandırılır".
AlmCK m.129 anlamında bir suç örgütünün kabul edilmesi için en azından üç üyeye ihtiyaç vardır. Alman ceza uygulamasında, m.129'un uygulandığı haller çok olup, terör eylemleri ön plana çıkmaktadır.
Alman Hukuku'nda, "çete" unsuruna daha sık rastlanmaktadır. Dolandırıcılık suçunun "çete" ile işlenmesi, AlmCK m.263/3'de ağırlaştırıcı sebep olarak öngörülmüştür. Çete unsuru genel bir ağırlaştırıcı sebep değildir, daha ziyade öngörüldüğü suç tipleri bağlamında önem kazanmaktadır, yani kanun koyucu her suçun çete olarak işlenmesini değil, belirli suçların çete olarak işlenmesini ağırlaştırıcı sebep olarak öngörmüştür. Çete unsurundan anlaşılması gereken şudur: Gelecekte birden fazla birbirinden ayrı ve somut olarak henüz belli olmayan suçlar işlemek isteğiyle biraraya gelen ve en azından üç kişiden oluşan bir birliktelik olarak anlaşılmalıdır.
AlmCK m.129/1,2'ye göre, "(1) Amacı veya faaliyeti suç işlemeye yönelik bir örgüt kuran veya böylesine bir örgüte üye olarak katılan, üye veya yardımcı toplayan veya yardım eden kişi beş seneye kadar hapis cezası veya para cezası ile cezalandırılır.
(2) Madde 1,
1. Örgütün, Anayasa Mahkemesi tarafından yasaklanmamış siyasi bir parti olması,
2. Suç işlemenin, önemsiz kalacak derecede bir alt amaç veya faaliyet olması veya
3. Örgütün amaç ve faaliyetinin AlmCK m.84 ila 87'de belirtilen suçlarla bağlantılı olması,
Hallerinde uygulanmaz".
Maddenin ikinci fıkrasında zikredilen AlmCK 84-87 maddeleri, devletin güvenliğine karşı işlenen suçlar bağlamında faaliyet gösteren suç örgütleriyle alakalıdır. Dolayısıyla bu maddeler, AlmCK m.129'a nisbeten özel hüküm mahiyetindedir.
Alman Ceza Hukuku'nda çok failli suçlar bağlamında münferit faillik, faillik ve şeriklik (azmettiren ya da yardım eden, müşterek faillik, çete olarak işlenen suçlar ve münhasıran suç örgütü kurma şeklinde bir sıralama yapılabilir:
Öngörülen suç tiplerinde ağırlaştırıcı unsur olan "çete" unsurunun tarifi Alman Yargıtay içtihatlarında şöyle yapılmaktadır: "Gelecekte birden fazla, birbirinden ayrı ve somut olarak henüz belli olmayan suçları işlemek isteğiyle biraraya gelen ve en azından üç kişiden müteşekkil bir birliktelik" (Alman Yargıtay Kararları, Cilt 46, s.321). AlmCK m.129'da düzenlenen suç örgütü kurma suçunun konusunu oluşturan "örgüt" kavramı daha dardır. Yaygın içtihatlar ve doktrindeki görüşler ışığında "örgüt", "Bireysel iradenin ortak iradenin hakimiyetine tabi olduğu ve böylelikle birbirlerini tekdüze bir oluşumun parçaları hissedecek derecede irtibat içersinde olarak, birlikte belirlenen amaçlara ulaşmak için faaliyet gösteren en az üç kişiden müteşekkil organize bir birliktelik" (Alman Yargıtay Kararları, Cilt 31, s.240) olarak tanımlanabilir.
Görüleceği üzere, AlmCK m.129 anlamındaki örgüt kavramı, failler arasında çok daha sıkı bir bağlantıyı şart koşmaktadır. Bu anlamda örgüt, nerede ise sadece terör örgütü suçlarında önem kazanabilmektedir. Dolayısıyla, AlmCK m.129'un konu alındığı soruşturmalara Alman uygulamasında ender rastlanmaktadır, bunların sayısı örneğin 1998'de 11, 1999'da 36 ve 2000'de 20'dir. Mahkumiyet sayısı ise daha azdır: 1998: 1, 1999: 3 ve 2000: 0. 11 Eylül hadiselerinden sonra bu sayılarda ciddi bir artış gözlemlenmemiştir. Bunun en önde gelen sebebi olarak, "örgüt" unsurunun gerektirdiği sıkı organizasyon bağının ispatının zor olması gösterilmektedir.
Bir suçun örgütle veya çete ile işlenmesi arasında fark bulunmaktadır. Biri, münhasıran bir suç teşkil ederken, diğeri sadece (her suçu değil, sadece açıkça belirtilen suçu, örneğin dolandırıcılık, hırsızlık, emniyeti suiistimal ve sair) ağırlaştıran bir unsurdur. Suç örgütü kurma suçunun sözkonusu olduğu olaylarda, çete unsuru ayrı bir önem kazanmamaktadır. Aynı şekilde, müşterek faillik ve çete arasında da fark vardır, örneğin çete olarak suç işlenen bir olayda yer alan herkesin müşterek fail olması şart değildir, misalen çete iradesiyle bir araya gelmiş üç kişilik bir grubun içersinde iki kişinin somut olay bağlamında müşterek fail olarak hareket etmesi, ama diğerinin sadece yardım etmesi, çete unsurunun kabulüne engel değildir. Alman Ceza Hukuku'nda suçun "örgütlü" işlenmesi adlı bir müessese bulunmamaktadır. Yukarıda da belirtildiği üzere, ya iştirak, ya müşterek faillik ya belirli suçlarda çete ya da münhasıran diğer suçların yanında bir suç örgütü kurma suçu vardır.
Özetle; Alman Hukuku'nda çok failli suçlar iştirak halinde, çete olarak ve suç örgütü kurmak suretiyle işlenebilmektedir. Bunlardan unsurları itibariyle en sert ve gerçekleşmesi sıkı şartlara bağlı olan suç örgütü kurmak olmakla birlikte, örneğin dolandırıcılık veya emniyeti suistimal suçlarının Türk Hukuku'nda düzenlenmeyen "çete halinde" işlenmesi de suç örgütü kadar olmasa dahi yine sıkı şarta ve failler arasında varlığı gereken sıkı işbirliğine bağlanmıştır. Suç örgütü ile çete kavramlarını birbirinden ayıran en önemli kriter, suç örgütünde işlenmesi amaçlanan suçların spesifik, yani belirli olmaması, fakat çetede işlenmesi amaçlanan suçun spesifik olarak belirli olmasına dayandırılmıştır. Çünkü suç örgütü yapılanmasında, işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibariyle somutlaştırılması mümkün olmakla birlikte, zorunlu değildir. Bunun dışında kalan birden fazla fail tarafından işlendiği iddia olunan tüm suçlar, iştirak kapsamında değerlendirilecektir.
Alman Ceza Hukuku'nda suç örgütünün korkutucu güce sahip olması ve bunu etrafa hissettirmesi gibi bir şart aranmamaktadır. Buna karşın İtalyan Ceza Hukuku'nda durum farklıdır. İtalyan Ceza Hukuku'nda örgütlenme ve mafya kavramları birbirinden ayrılmıştır. İtalyan Hukuku'nda örgütlü suçluluğun yanında, korkutma ve sindirme gücüne sahip, bu gücü kullanan ve hissettiren, adına da "mafya" denilen ayrı bir suç örgütlenmesi vardır. Mafya, devlet karşısında kendisini bir güç olarak gören ve devlete karşı egemenlik iddiasında bulunan bir yapılanmadır. Son derece tehlikeli olan, kendisine göre disiplini, cezalandırma usullerine sahip, üye olarak girenin çıkamayacağı ve etrafına korku salan mafya, bizde Devletle yakın ilişki içine girmeye çalışan, hatta giren, Devletle çatışmaktan ziyade Devleti de arkasına aldığı izlenimi vermek suretiyle bazı insanlardan menfaat sağlamaya çalışan suç örgütleri, hem unsurları, hem de güçleri ve yapıları itibariyle birbirlerinden farklıdırlar. Almanya ve İtalya, mafya yapılanmasını bir kenara bırakacak olursak, suç örgütleri konusunda unsurları ve yapıları itibariyle bizden çok daha sıkı şartlara sahiplerdir. Bizde, gevşek de olsa hiyerarşik bir yapılanma o derece geniş ve kolay kullanılabilmektedir ki, nerede ise üç kişinin bir araya geldiği basit iştirakler bile "suç örgütü" olarak tanımlanabilmektedir. Elbette bu konuda otoritenin, kanun koyucunun maksadını aşan uygulamaları ve yargı kararlarının da maalesef Ceza Hukukunu kişi hak ve hürriyeti aleyhine yorumlamasının önemli etkisi vardır. Kanun koyucu, bu sorunu mutlaka çözmeli ve hukuk kültürümüzde de bu yanlış uygulamalardan vazgeçilmelidir.

Kendi egemenlik iddiasına karşı cebir ve şiddet hareketleri uygulayan İtalya'daki mafya yapılanmasının kendisine özgü ritüelleri vardır. Bu yapılanmaya girerken dahi bir takım özel şartların yerine getirilmesi ve bazı hareketlerin gerçekleştirilmesi gerekir. İtalyan Hukuku'nda olan bu yapılanma şekli, üyelerinin yalnızca kendi içinde iş yapmalarına ve başkaca örgütlerle (devlet örgütü dahil) işbirliği yapmalarına izin vermez. Mafya, yalnızca kendi menfaati için başka bir örgütle veya devlet ile ilişki kurabilir. Ayrıca bu yapılanmanın çok ciddi fiziki, siyasi ve özellikle korkutucu gücü bulunmaktadır. Bu örgütlenmeye dahil olduktan sonra örgütten ayrılmak zor, hatta imkansızdır. Türk Hukuku'nda şu an yürürlükte olmayan 4422 sayılı Kanuna dayanak alınan bu yapılanmanın dışında, İtalyan Hukuku'nda ayrı bir suç örgütü düzenlemesi bulunmaktadır. Bu örgüt, kısaca organize suç örgütü şeklinde tanımlanabilir.
Türk Ceza Hukuku'nda 4422 sayılı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'nun 01.06.2012 tarihinde yürürlükten kaldırılması sonrasında, mevzuatın hiçbir yerinde haksız iktisadi çıkar sağlamak amacıyla kurulan suç örgütünün "suçta ve cezada kanunilik" prensibine uygun tanımını yapan bir yasa hükmü bulunmamaktadır . Bu ciddi bir boşluktur ve şu an yargı kararları ile doldurulmaya çalışılmaktadır. Ancak yargı kararları da bu konuda net ve somut tespitler yapmak yerine, TCK m.220/1 ve bu hükmün gerekçesinde yer alan açıklamaları tekrarlamakla yetinmektedir. Hem Ceza Hukuku ve hem de Ceza Yargılaması Hukuku ile Ceza İnfaz Hukuku açısından çok önem taşıyan "suç örgütü" ve özellikle "haksız iktisadi çıkar sağlamak amacıyla kurulan suç örgütü" kavramlarını tanımlayacak ve bunlar için net ölçütler gösterecek yasal düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır.
III- Suç örgütü kurma suçunun maddi ve manevi unsurları;
Özelliği gereği birden fazla kişinin fail olarak katılımı ile işlenebilen çok failli bir suç türü olan örgüt kurma ve yönetme suçu teşebbüse müsait bir suç olmayıp, neticesi harekete bitişik bir suçtur. Örgüt kurmakla suç tamam olur. Örgüt daha kuruluş aşamasında ise, bireylerin bu alanına da müdahale etmemek gerekir. Ceza Hukuku, bu derece aşırıya giderek, bir örgütün kuruluşu aşamasında bile kişi hak ve hürriyetlerini kısıtlayacak normları barındırmamalıdır. Aksi halde Ceza Hukuku normlarının, bir taraftan bazı kişi hak ve hürriyetlerini korumayı hedeflerken, diğer taraftan bazı kişi hak ve hürriyetlerini nerede ise kullanılamaz hale getirmesi gündeme gelebilir.
Belirtmeliyiz ki, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir (TCK m.220/1, 2. cümle). Bu hükümle kanun koyucu, bir suç örgütünün kurulabilmesinin maddi unsuruna konu hareketleri arasında üye sayısının en az üç kişi olmasını aramıştır. Bu üye sayısının, kurucu hariç en az üç üyeden mi oluşacağı, yoksa suç örgütünün oluşturulabilmesinde kişi sayısının en az üç olmasının yeterli mi olduğunun tespit edilmesi gereklidir. Gerekçeye göre, amaçlanan suç tipinin özelliği de dikkate alınarak, suç örgütü oluşturulmasında en az üç kişinin bir araya gelmesi gerekmektedir. Gerekçede, ". örneğin, sadece üç kişinin bir araya gelmesi, Devletin Ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik suçlar açısından somut bir tehlike taşımayabilir; bu karşılık, iktisadi çıkar sağlamaya yönelik suçlar açısından elverişli olabilir".

TCK m.220 kapsamında bir örgütün varlığının kabulü için örgütün en az kaç kişiden oluşması gerektiği hususu tartışmalıdır. Bir görüşe göre, üye sayısı amaç suçları işlemeye yeterli olmak kaydıyla örgütün kurucu, yönetici ve üyeleri dahil toplamda üç kişi olması gerekir. Bu görüşe göre, TCK m.220/1'in son cümlesinde yer alan "en az üç üye" düzenlemesi, örgütün kurucu ve yöneticilerini de kapsayacak şekilde yorumlanması gerekir. Suç örgütü kurucu ve yöneticilerini de örgüt üyesi olarak kabul eden bu görüş çerçevesinde, Kanun metninde yer alan "en az üç kişi" kapsamına, örgütün kurucu ve yöneticileri de alınmaktadır. TCK m.220'nin madde gerekçesinde yer alan "Her ne kadar en az üç kişinin bir amaç etrafında suç işlemek üzere devamlı surette fiilen birleşmesi suretiyle örgüt meydana gelebilir ise de; kurulan örgüt, güdülen amaç bakımından somut bir tehlike oluşturmayabilir. Bu nedenle, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından, amaçlanan suçları işlemeye elverişli olması aranmalıdır. Bu bakımdan, örneğin sadece üç kişinin bir araya gelmesi, devletin ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik suçları işleme açısından somut bir tehlike taşımayabilir. Buna karşılık, ekonomik çıkar sağlamaya yönelik suçlar açısından elverişli olabilir." ifadesi, suç örgütünün varlığı için aranan en az üç kişi kapsamına örgütün kurucu ve yöneticilerini de dahil etmektedir.

Suçta ve cezada kanunilik ilkesini temel alan diğer görüşe göre ise, suç örgütünün varlığı için örgütün kurucu ve yöneticileri dışında en az üç üyesinin varlığı zorunlu şarttır. Bu görüşü savunanlar, TCK m.220/1'in ilk cümlesinde suç örgütü kurma ve yönetme fiillerinin bağımsız bir suç olarak tanımlandığını, yine örgüte üye olma fiilinin TCK m.220/2'de düzenlendiğini, TCK m.220/1'in son cümlesinde örgüt üyesinin en az üç kişiden oluşması gerektiğinin düzenlendiği dikkate alındığında, örgüt kurucu ve yöneticilerinin örgüt üyesi olarak kabul edilemeyeceğini, aksi kabulün Anayasa m.38/1 ile TCK m.2'de düzenlenen "suçta ve cezada kanunilik" ilkesine aykırılık teşkil edeceğini görüşe gerekçe olarak göstermektedirler. Somut olayda bir suç örgütünün varlığından bahsedilebilmesi için, örgütün en az üç üye ile bir kurucu ve yöneticinin bulunması, yani örgütte en az dört kişinin varlığı zorunludur. 
Aksi halde suç işlemek için kurulan bir örgütün varlığından bahsedilemez.

TCK m.220/1'in birinci cümlesinde, sahip olunan üye sayısının suç örgütünün varlığı için önem taşıdığı ifade edilmiş, fakat bu sayının ne olduğu somut olarak gösterilmemiştir. Birinci fıkranın ikinci cümlesinde ise, "Ancak örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir." denilerek, genel manada bir suç örgütünün üye sayısı bakımından en az kaç kişi olması gerektiğine yer verilmiştir. Suç örgütünün varlığı için aranan asgari (en az) üye sayısının ne olması gerektiği, somut olayın özelliklerine ve somut olaydaki örgütün tipine, amaç suçlarına bakılmak suretiyle tespit edilmeyecek ve eğer en az üç üye var ise, diğer unsurların tamam olması yanında sayı unsuru bakımından suç örgütünün varlığı kabul edilecektir. Bir başka ifadeyle, suç örgütünün varlığı için aranan ve TCK m.220/1'de belirtilen diğer unsurların gerçekleşmesi ve en az üç üyenin bulunması durumunda, üye sayısının somut olayda yeterli olmadığından bahisle suç örgütünün olmadığı ileri sürülemeyecektir. Bir diğer görüş ise, "en az üç üye" ibaresinin sayı bakımından bağlayıcı olmadığını, bu sayıya rağmen yine de karar merciinin suç örgütünün sahip bulunduğu üye sayısı bakımından somut olayda gerçekleşmediğini kabul edilmesi gerektiğini savunabilir. Bu görüş çerçevesinde "en az üç üye" ibaresi bağlayıcı olmayıp, karar mercii açısından sadece yol gösterici özelliğe sahiptir ve bu sayının altına inilmek suretiyle suç örgütünün varlığını kabulü mümkün değildir.
"En az üç üye" ibaresinden ne anlaşılması gerektiğini tekrar tartışmaya açmak istiyoruz. Bir düşünceye göre, suç örgütünü kuran hariç yönetici veya üye sıfatına sahip en az üç kişinin bulunması, bir diğer düşünce olan lafzi yoruma göre, TCK m.220/1'de "kuranlar ve yönetenler" ayrı ve "üye" ayrı kavramlar olarak gösterildiğinden, suç örgütünü kuran veya yönetenler dışında en az üç kişinin örgüte üye olması ve bir diğer düşünce olan, "üye" ve "sayı" kavramlarını dar yorumlayan görüşe göre, netice itibariyle suç örgütünün kurucusu ve yöneticileri de örgütün üyeleri olup, "en az üç üye" ibaresinden suç örgütünün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri dahil en az "en az üç kişi" sonucuna varmak gerekir. Örneğin, bir derneğin yöneticisi, yönetim kurulu başkanı, kurucu başkanı aynı zamanda ve ayrılmadıkları sürece o derneğin üyesi sayılır. Bir futbol takımının kaptanı için de aynı tespitte bulunmak mümkündür. Bu noktada futbol takımının teknik direktörünün ne sıfata sahip olduğu düşünülebilir ki, futbol takımının teknik direktörü bizzat oynayan takımda yer almamakta ve ayrı sıfata sahiptir. Bu düşünce eleştiriye iki nedenle eleştiriye açıktır. Birincisi, TCK m.220/1'in ilk cümlesi nettir. Kurucu veya yöneticiler ile üyeleri ayırmıştır. İkincisi, TCK m.220/1 ile 2. fıkralar, kurucu veya yöneticiler ile üyelerin cezai sorumluluklarını birbirinden ayırmıştır.
Suç örgütünde bulunması gereken asgari üye sayısı hakkındaki düşüncemize göre, suç örgütünün kurucu ile yöneticileri dışında en az üç üyesinin bulunması gerekir. En az üç üye sayısı ile ilgili TCK m.220/1 son derece ve tartışmadan uzak bir hüküm niteliği taşımaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 03.04.2007 gün, 2006/10-253 E. ve 2007/80 K. sayılı kararında, TCK m.220'yi dikkate almak suretiyle suçun unsurlarıyla ilgili net tespitlerde bulunmuştur. Karar, her ne kadar örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti suçu ile ilgili olsa da, suç örgütünün unsurlarını göstermesi ve bir çerçeve oluşturması bakımından önem taşımaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03.04.2007 tarihli kararına göre, ". 5237 sayılı Yasanın 220. maddesi anlamında bir örgütün varlığından bahsedebilmek için; en az üç kişinin, suç işlemek amacıyla hiyerarşik bir ilişki içerisinde, devamlı bir şekilde amaç suçları işlemeye elverişli araç ve gerece sahip bir şekilde bir araya gelmesi gerekmektedir. 
Tanımdan da görüleceği üzere suç işlemek için örgüt kurmak suçundan bahsedilebilmesi için, 
a- Üye sayısının en az üç veya daha fazla kişi olması gerekmektedir. 
b- Üyeler arasında gevşek de olsa hiyerarşik bir bağ bulunmalıdır. Örgütün varlığı için soyut bir birleşme yeterli olmayıp, örgüt yapılanmasına bağlı olarak gevşek veya sıkı bir hiyerarşik ilişki olmalıdır. 
c- Suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşme yeterli olup, örgütün varlığının kabulü için suç işlenmesine gerek bulunmadığı gibi işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibariyle somutlaştırılması mümkün olmakla birlikte, zorunluluk arz etmemektedir. Örgütün faaliyetleri çerçevesinde suç işlenmesi halinde, fail, örgütteki konumuna göre, üye veya yönetici sıfatıyla cezalandırılmasının yanında, ayrıca işlenen suçtan da cezalandırılacaktır.
d- Örgüt niteliği itibariyle devamlılığı gerektirdiğinden, kişilerin belli bir suçu işlemek veya bir suç işlemek için bir araya gelmesi halinde, örgütten değil ancak iştirak iradesinden söz edilebilecektir. 
e- Amaçlanan suçları işlemeye elverişli, üye, araç ve gerece sahip olunması gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, sanıkların sayısının örgüt kurmaya yeterli olduğu ve uyuşturucu ticareti yapma suçu yönünden elverişli üye, araç ve gerece sahip olunduğu saptanmış ise de, toplanan kanıtlar, özellikle teknik takip sonucu elde edilen bilgi ve belgeler, sanıklar arasında hiyerarşik bir bağ bulunduğu veya suç işleme iradelerinde devamlılık bulunduğunu kabule elverişli değildir. Ceza yargısında şüphenin sanıklar lehine yorumlanması, evrensel hukukun vazgeçilmez ve değişmez ilkesidir".
Suç örgütünün unsurlarını tespit etmesi yönünden son derece önemli olduğunu düşündüğümüz bu kararın yukarıya koyu renkle yer verdiğimiz (d) bendi ayrı bir önem taşımaktadır. Karara göre, belirli bir suçu ve yalnızca bir suçu işlemek için örgüt kurulamaz. Fail sayısının çok olduğu, fakat suç örgütü olarak değerlendirilemeyecek birlikteliklerde yalnızca "suça iştirak" müessesesinin varlığı gündeme gelebilir. Suç işlemek için kurulmuş bir örgütün varlığından söz edebilmek için belli bir suçu işlemek veya bir suçu işlemek iradesine konu suçun ötesinde başka bir suçun daha bulunması, suç örgütü için "sine qua non/olmazsa olmaz" şarttır. Karar, bir suçu işlemek için bir araya gelmenin dışında, belli bir suçu zincirleme olarak işlemek için, yani aynı suç işleme iradesi altında hareket edip aynı suçun birden fazla kez işlenmesi durumunda da suç örgütünün varlığından bahsedilemeyeceği, suç örgütünün varlığı için aranması gereken unsurlardan birisinin de, suç örgütü faaliyeti kapsamında işlenecek veya işlenen amaç suçların sayısının birden fazla olması tespitimizi de desteklemektedir. Suç örgütünün varlığının belirlenmesi ve TCK m.220'nin tatbikinde, suç işlemek için kurulan örgütün amaç suçları işlemesi zorunluluğunun olmadığı, bu nedenle ne olduğu bilinen veya bilinmeyen birden fazla amaç suçun işlenip işlenmediğinin incelenip araştırılmasının gerekli olmadığı ileri sürülebilir. Bu düşünceye katılmamaktayız. Suç örgütünün amaç suç işlemesi veya en azından teşebbüs etmesi gerektiğine, suç örgütü kurmak, yönetmek veya üye olmak suçlarından cezalandırma yoluna gidilmesi için zorunlu olmasına inansak da, maalesef TCK m.220 uyarınca amaç suçların işlenmesi suç örgütünden ceza sorumluluğunun doğması için zorunlu görülmemiştir. Ancak bu husus, suç örgütünün varlığının tespitinde ne olduğu bilinen veya bilinmeyen amaç suçları işlemeye yönelmiş bir örgüt yapılanması varlığının incelenip araştırılmasını engellemez. Suç örgütü iddiası, TCK m.220/1'de gösterilen unsurlara göre araştırılmalıdır. Bu unsurlardan birisi de TCK m.220/1'de, "kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla" ve"amaç suçları işlemeye elverişli" ifadeleri kullanılarak, ne olduğu bilinen veya bilinmeyen birden fazla suçu işlemek için oluşturulan yapılanmanın "suç örgütü" olarak nitelendirilebileceği şeklinde ortaya konulmuştur.
Her ne kadar TCK m.220/1 tarafından, "tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulanmak suretiyle yıldırma, korkutma veya sindirme gücünün kullanılması", suç örgütünün varlığı için bir unsur olarak aranmamış ise de, bizce birlikteliğin ve suç işbirliğinin suç örgütüne dönüşmesinin en önemli göstergesini, bu yapılanmada "korkutuculuk" özelliğinin hakimiyet kazanması oluşturmalıdır. Bu korkutuculuk, sadece örgüt içinde değil örgüt dışında da etkili olmalıdır. Hatta suç örgütünün "korkutuculuk" niteliği çevresinde bilinmeli, örgütün bu özelliğinden çekinilmeli ve örgüt, bu özelliğini kullanmak suretiyle suç işleyip sonuca ulaşabilmeli, en azından bu gücünün varlığı tespit edilmelidir. Ancak mevcut TCK m.220, suç örgütünün varlığı için "korkutuculuk" özelliğini bir unsur olarak aramayıp, sadece maddenin üçüncü fıkrasında örgütün silahlı olmasını bir ceza artırım sebebi olarak kabul etmiştir. Kanaatimizce, bir örgütün varlığı için "korkutuculuk" özelliği unsurlar arasında sayılmalıdır. Bu sebeple, 4422 sayılı mülga Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'nun "Çıkar amaçlı suç örgütü" başlıklı 1. maddesinde yer alan tanımın isabetli olduğunu düşünmekteyiz.
Örgütün varlığı için, suç işlemek amacıyla en az üç kişinin fiili birleşmesi ve devamlılığı yeterli görülmektedir. Bu nedenle, kişilerin belirli bir suçu işlemek için bir araya gelmesi halinde, örgüt değil, iştirak ilişkisi gündeme gelecektir. Belirli bir suçun işlenmesinde anlaşma ve işbirliğinin arandığı suça iştirakte, suç ortakları yönünden suçun konu veya mağdur bakımından somutlaşması aranır. Suç örgütü yapılanmasında ise, işlenmesi amaçlanan suçların konu veya mağdur itibariyle somut hale gelmesine gerek bulunmamakta ve hatta kanaatimizce, bu somutlaşmanın olmaması gerekmektedir. Çünkü karmaşık ve hiyerarşik bir yapılanma içinde bulunan suç örgütü yapılanması, adından da anlaşılacağı üzere suç işlemek niyetiyle kurulmuş olmakla birlikte, işlenecek suçların neler olacağını önceden tespit edemez.
Örgütün amaç suçları işlemek konusunda elverişli donanıma sahip olması gerektiği de tereddütsüz kabul edilmelidir . Aksi takdirde, biraraya gelmek suretiyle sadece yazıp çizen, konuşmalarda bulunan, daha ortak bir plan etrafında dahi anlaşmaya varmamış kişilerin oluşturdukları birliktelikleri bir örgütlenme olarak görmek hatalı olacaktır. Bunun yanında, bu koşulları taşımadığı halde en az üç kişinin biraraya gelerek suç işlemesi durumunda, suç örgütünden değil, ancak iştirakten bahsedilebilecektir .
Soyut suç işlemek için, yani ne olduğu bilinmeyen suç veya suçları işlemek için örgüt kurulmaz. Hukuka uygun olsun veya olmasın her örgütün bir amacı vardır. Kanun koyucu da TCK m.220/1'de ve CMK m.250/1-(a) ve (b)'de, suç örgütlenmesinin bir amacının olması ve örgütü kuranlar tarafından tespit edilen somut suç veya suçların işlenmesinin amaçlanması gerektiğine işaret etmiştir. En az üç kişinin, hangi suç olduğu bilinmeyen bir fiili işlemek için toplanıp örgütlenmesi TCK m.78, 220 veya 314 ile CMK m.250 kapsamında değerlendirilemez. Bir suç örgütünün varlığından bahsedilebilmesi için mutlaka bu örgütün bir kurulma amacı olmalı ve bu amaç da somut bir veya birkaç suçun işlenmesine yönelik olmalıdır. Aksi halde, henüz amaç suçu işlememekle birlikte suç örgütü kurmak, yönetmek ve bu örgüte üye olmak fiillerini bağımsız suç sayarak ceza sorumluluğu alanını zaten genişleten anlayış bu defa kurulan suç örgütünün işlemeyi amaçladığı suçun ne olduğuna dahi bakmaksızın, suç işlemek amacıyla somut birleşmenin varlığından bahisle insanları cezalandırma yoluna gidebilecektir. Bu tür bir anlayışın kabulü mümkün değildir.

Bir suç örgütünün varlığı için, elverişli vasıtalarla hiyerarşik yapılanma ve devamlılık unsuru taşıyan bir ilişki içinde bir araya gelen en az üç kişinin kurdukları suç örgütünün amacı kapsamında birden fazla suç işlemesi gerekir. Bu ölçüt bizim, bir suç örgütünün varlığında aradığımız kıstastır. Suç örgütünün bağımsız bir suç sayılmayıp, suçların ağırlatıcı sebebi kabul edilmesi fikrini benimsediğimizi, ancak suç örgütü fiili ayrı bir suç kabul edilecekse de, bu örgüt tarafından amaç suçlar işlenmeden ceza sorumluluğunun kabulünde isabet bulunmamaktadır. Çünkü henüz eylemde bulunmamış bir örgütün sorumlularına ceza vermek, ifade hürriyetini ve hazırlık hareketlerinden dolayı bireyi cezalandırmak ve önleyiciliği bir kenara bırakmak anlamına gelir. Bu tür meseleler, esas itibariyle modern ve hürriyetçi bir bakış açısı ortaya koyup, önleyici kolluğun geliştirilmesini hedefleyen Ceza Hukukunun içinde düştüğü önemli bir çelişkidir. Bireyin ceza sorumluluğu ne zaman başlar? Bize göre, düşüncenin eyleme dönüşmesi ile ceza sorumluluğu başlar. Suç örgütü kurmak ise, bir eyleme dönüşme olarak kabul edilemez. Suç örgütü kuranın, henüz eyleme geçemediği durumda o ana kadar yaptıkları ayrı bir ceza sorumluluğunu gerekli kılmamakta ise, sadece örgütlenmekten dolayı cezalandırılmaması gerektiğine inanmaktayız.
Belirtmeliyiz ki, bir suç örgütünden bahsedilebilmesi için mahkemenin bu hususta vermiş olduğu kararın kesinleşmesi gerekmektedir.Masumiyet/suçsuzluk karinesi gereği, mahkemenin kesinleşmiş kararı ile sübut bulmadıkça örgütün varlığı kabul edilemez. Mahkemece verilip de kesinleşen bir karar varsa, bu halde artık suç örgütü olduğundan bahsedilecek ve bu kabule masumiyet/suçsuzluk karinesi engel olamayacaktır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07.04.2009 tarihli ve 2008/9-223 E., 2008/87 K. kararında da belirtildiği üzere, "Bir suçun işlendiğinin ispatı, ancak mahkemelerce verilen mahkumiyet kararıdır. Aksi halde şüpheli olan, kesin olarak saptanamayan bir hususun gerçekleştiğinin kabulüyle sanık aleyhine bir durum yaratılmış olur. Bu durum ayrıca, "şüpheden sanık yararlanır" ilkesiyle de bağdaşmamaktadır. Başka bir delille veya mahkeme kararıyla tespit olunamayan bir hususu, sanığın bazı beyanlarını esas alarak gerçekleşmiş gibi kabul edip sanığın aleyhine karar vermek uygun olmayacağından, şüpheli olan durumu da sanığın aleyhine değerlendirmemek gerektiğinden, Türk Ceza Kanunu'nun 221/2. maddesindeki herhangi bir suç işlememe şartının gerçekleştiğini kabulde zorunluluk vardır".
Yargıtay 10. Ceza Dairesi 03.02.2011 gün, 2010/41378 E. ve 2011/1746 K. sayılı kararında,"5237 sayılı TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen "Suç işlemek için örgüt kurmak" suçunun işlendiğinin ve örgütün varlığının kabul edilebilmesi için; üye sayısının en az üç kişi olması, üyeler arasında soyut bir birleşme değil gevşek de olsa hiyerarşik bir ilişkinin bulunması, suç işlenmese bile suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşmenin olması, niteliği itibariyle devamlılık göstermesi gereklidir. Örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından, amaçlanan suçları işlemeye elverişli olması da aranmalıdır. Örgüt yapılanmasında işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibariyle somutlaştırılması mümkün, ancak zorunlu değildir. Soyut olarak sanık sayısının üç kişiden fazla olması örgütün varlığının kabulü için yeterli olmayıp bu durumda iştirak ilişkisinden söz edilebilir. Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işleyen kişi, hem işlediği suçtan ve hem de örgüte üye olmak suçundan cezalandırılır. Somut olaya bakıldığında; sanıkların örgüt oluşturmak için sayısal yeterlikte olduğu anlaşılmakta ise de, suç işleme amacı etrafında somut hiyerarşik bir yapılanma ve bu yapılanma içerisinde suç işleme iradelerinde devamlılık saptanmamıştır." gerekçesi ile bozma kararı vererek, bu şartlar altında suç örgütünün oluştuğunun kabul edilemeyeceğini ifade etmiştir.

Ayrıca bir suç örgütlenmesinin varlığı için, örgüt mensupları arasında çok sıkı birliktelik, örgüte belli şekil kuralları ile girilmesi, örgüte girdikten sonra çıkılamaması, sıkı hiyerarşik yapılanma ve devamlılık aranmalıdır. Aksi halde, her birlikteliği, toplu hareketi, iştiraki veya sırf bir yerde çalışmak nedeniyle birlikte bulunma zorunluluğundan veya gerekliliğinden kaynaklanan beraberliği "suç örgütü" kapsamında görmek mümkün hale gelir ki, şu an için Türk Ceza Hukuku ve Türk Ceza Yargılaması Hukuku'nun en önemli sorunlarından birisi bu noktadadır. Uygulama öyle hale gelmiştir ki, nerede ise üç kişinin biraraya geldiği ve işlediği iddia olunan suça konu her eylem "suç örgütü" içinde değerlendirilmeye çalışmakta, bireyin hak ve hürriyetlerine, sorumlulara ve maddi gerçeğe ulaşmak bahanesiyle aşırı müdahale edilmektedir. Bu noktada, kamu yararı ve düzeni ile birey yararı arasındaki denge korunamadığı ve ince çizgiye sürekli birey aleyhine tecavüz edildiği takdirde, kaçınılmaz şekilde hukuk güvenliği hakkının zedelenmesi gündemde kalmayı sürdürecektir.
Kişilerin aile ve akrabalık ya da yakın arkadaşlık bağlarından kaynaklanan sebeple hiyerarşi yapılanmanın ve altlık-üstlük ilişkisinin kabulü ile suç örgütünün varlığından bahsetmek doğru olmaz. Bununla birlikte, toplumun sosyolojik yapısı itibariyle aile, akrabalık ve arkadaşlık bağlarının etkili olup, bir suç örgütü yapılanmasında kullanılabilmesi mümkün olabilir. Sadece aile fertlerinden, yakın akrabalardan ve arkadaşlardan oluştuğundan hareketle, suç örgütü için aranan hiyerarşik yapılanmanın olmadığını, çünkü bu birlikteliğin, yakın ilişki, itaat ve samimiyetin saygı ve sevgiden kaynaklandığını, bu sebeple suç örgütünün unsurları arasında sayılan hiyerarşik yapılanmaya bir etkisinin bulunmadığını kabul etmek de isabetli olmayacaktır. Netice itibariyle; aile, akraba ve arkadaşlık bağından kaynaklanan sevgi, saygı ve itaat tek başına suç örgütünün varlığı için aranan "hiyerarşik yapılanma" unsurunun dayanağı sayılamaz. Ancak bu hususun, suç örgütü yapılanmalarında araç olarak kullanılabileceği, bu bağ sebebiyle hiyerarşik yapılanmanın tesis edilebileceğini, en azından bu bağın hiyerarşik yapılanmaya katkısının olacağını belirtmek isteriz.

TCK m.220/1'de suç örgütünün varlığı için sayılan soyut unsurların, yani hükümde yer alan genel ifadelerin iddianame, mütalaa ve gerekçeli karar ile suç örgütünün kurulduğu kabul edilemez. Somut olayda, hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilen deliller ile bu Kanun hükmünün örtüşmesi, yani somut olayda suç örgütü kurulduğu yönünde elde edilen deliller ile TCK m.220/1'de sayılan unsurların ancak birbiri ile uyumlu olması durumunda suç örgütünün varlığından bahsedilecektir.

Örneğin, "Sanıkların örgüt oluşturmak için sayısal yeterlilikte oldukları, sanık A'nın örgüt kurduğu, diğer sanıkların ise örgüte üye oldukları, sanık A'nın örgütün lideri olup örgüt içerisinde uyuşturucu maddeleri temin eden, satan, uyuşturucu madde satışını yöneterek para akışını sağlayan ve organize eden olduğu, sanık B'nin kiraladığı evde bir kısım sanıkların barınarak bu evde saklanan ve satışa hazır hale getirilen uyuşturucu maddeleri sanık B ve sanık M'nin, sanık S'nin talimatlarıyla alıcılara teslim etme ve paralarını tahsil etme işini üstlendikleri, şoförlük yapan sanık N ise sanık K'nın talimatı ile yurtdışına uyuşturucu madde götürmeye hazırlandığı sırada uyuşturucu maddelerin ele geçirildiği, böylece sanıkların aralarında hiyerarşik ilişki ve suç işleme iradelerinde devamlılığın bulunduğu, ele geçen uyuşturucu maddeler, iletişimin tespit, olay ve yakalama tutanakları, sanıkların ifadeleri, tanık beyanları ve dosya içerisindeki diğer bilgi ve belgelerden anlaşıldığından suç örgütünün varlığı kabul edilmelidir." tespiti hatalıdır. Çünkü TCK m.220/1'de düzenlenen "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak" suçun işlediğinin ve örgütün varlığının kabul edilebilmesi için; üye sayısının en az üç kişi olması, üyeler arasında somut bir birleşme değil gevşek de olsa hiyerarşik bir ilişkinin bulunması, suç işlemese bile suç işlemek amacı etrafında fiili birleşmenin olması, en önemlisi de niteliği itibariyle devamlılık göstermesi ve ne olduğu bilinmeyen amaç suçları işlemesi veya işlemeye hazırlıklı olması gerekir. Örgütün yapısı, sahip olduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaçlanan suçları işlemeye elverişli olması da aranmalıdır. Örgüt yapılanmasında işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibariyle somutlaştırılması mümkün olmakla beraber, zorunlu da değildir.
Doktrinde Koca, bir suçun, teşkil edilen örgütün faaliyetinde çerçevesinde işlenmesinin, hem o suçun icrasını ve hem de suç işleyen kişilerin yargıdan kaçmasını kolaylaştırdığını, örgüt mensupları arasındaki iş bölümü nedeniyle, örgütün faaliyeti kapsamında amaçlanan suçların başarı ile geride iz bırakmadan işlenebildiğini ifade etmiştir. İşte bu sebeple devlet, suç örgütlerine yönelik özel düzenlemeler yapmak zorunluluğu duymuştur . Koca'ya göre, TCK m.220/1'de suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek olarak sayılan seçimlik hareketli bir suç tipi düzenlenmiştir. Seçimlik hareketlerden ilki, kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kurmak olarak gösterilmiştir. Koca'ya göre örgüt, bir amaç değil, işlenmesi amaçlanan suçlar bakımından bir araç fonksiyonu görmekted