TIBBİ VERİLERİN GİZLİLİĞİNİN İHLAL EDİLMESİ SORUNU

TIBBİ VERİLERİN GİZLİLİĞİNİN İHLAL EDİLMESİ SORUNU

Av. Deniz Atar

İstanbul Barosu

TIBBİ VERİLERİN GİZLİLİĞİNİN İHLAL EDİLMESİ SORUNU

I. GİRİŞ

Sağlık hizmetinin tüm aşamalarında hasta ve tedavi verilerinin/bilgilerinin kayıt altına alınması önem arz etmektedir. İnsan sağlığını ilgilendiren konularda yapılan çalışmalardan elde edilen verileri bir düzen içinde gösteren belgelere tıbbi doküman; koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi, bakım veya sağlık hizmetleri kapsamında elde edilen bilgilere ise tıbbi veri denir. Bu bilgiler, tedavinin sürekliliğinin yanı sıra bilimsel ve istatistiksel değerlendirmeler için önemli kaynak işlevi görmekte olup, toplum sağlığına önemli katkılarda bulunmaktadır. Bununla birlikte, bu bilgilerin kayıt altına alınmış olması hukuki uyuşmazlıklarda önemli bir ispat aracı olarak da değerlendirilmektedir. Diğer bir deyişle, kişisel gizlilik esasına dayalı olarak hastane arşiv veya otomasyon sistemleri içinde saklanan bu veriler, tıptan hukuka, bilişimden istatistike pek çok alanı da farklı boyutlarıyla ilgilendirmektedir.

Özel hayatın gizliliği, insan haklarıyla ilgili uluslararası belgelerde ve demokratik anayasalarda güvence altına alınmıştır. Kişinin fiziksel özellikleri, kişinin din, vicdan, düşünce ve görüşleri, sağlık, öğrenim, istihdam durumu ile ilgili bilgiler ve aile yasamı, başkaları ile yaptığı haberleşmeler özel hayat kapsamındadır. Batılı hukuk sistemlerine göre özel hayatın gizliliği ve korunması esastır. Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere özel hayat, kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantı ve mahremiyetinden ibaret olmayıp, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içermektedir. Bu kapsamda, kamuya açık alanda bulunulması, bu alandaki her görüntü veya sesin dinlenilmesine, izlenilmesine, kaydedilmesine, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterildiği anlamına gelmez.

Özel hayatın hukuksal düzenlemelere konu olmasındaki temel amaç; insan kişiliğinin serbestçe gelişmesine imkan vermek, kişiye kendisi ve yakınları ile baş başa kalabileceği, devletçe ve başkalarınca rahatsız edilemeyeceği özerk bir alan sağlamaktır. Özel hayatın korunması insan şerefinin korunmasında bir araçtır.

Dünyada teknolojideki gelişmelere paralel olarak, kişilerin gizli tutulması gereken bilgilerin bir kaynaktan başka bir kaynağa aktarılması esnasında ciddi problemler yaşanmakta, gizli tutulması gereken bilgiler ifşa edilebilmektedir. Tıbbi verilerin bilimsel standartlara uygun ve hukuk kaideleri ihlal edilmeden toplanması, düzenlemesi ve saklanması gerekmektedir.

II- TIBBİ VERİLERİN GİZLİLİĞİ İLE İLGİLİ HUKUKİ DÜZENLEMELER

Hastalara ait tıbbi bilgiler, kişinin özel hayatı kapsamındadır. Tıbbi verilerin hukuk kaidelerine uygun olarak toplanması, saklanması ve düzenlenmesi gerekmektedir. Tıbbi bilgilerin ne şekilde düzenleneceğine, toplanacağına, saklanacağına ve paylaşılacağına ilişkin hususlara, uluslarası mevzuatta ve ulusal mevzuatımızda yer verilmiştir.

1. Uluslararası Hukukta Tıbbi Bilgilerin Gizliliğine İlişkin Düzenlemeler 

a. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi m.12 "Kimsenin özel yaşamına, ailesine konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz."

b. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8 "Herkes, özel ve aile yaşamına, konutuna, ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.",

c. Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi m.10 " (1) Herkes, kendi sağlığıyla ilgili bilgiler bakımından, özel yaşamına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. (2) Herkes, kendi sağlığı hakkında toplanmış herhangi bir bilgiyi öğrenme hakkına sahiptir. (3) Bununla beraber, bireylerin, bilgilendirilmeme istekleri de gözetilecektir.",

d. 1981 tarihli Lizbon Bildirgesi "Hastanın, kendisiyle ilgili tıbbi ve kişisel bilgilerin gizliliğine gereken saygıyı göstermesini hekimden beklemeye hakkı vardır."

e. 1994 tarihli Amsterdam Bildirgesi m.4 "(1) Hastanın sağlık durumu, tıbbi durumu, tanısı, prognozu, tedavisi hakkındaki ve kişiye özel diğer tüm bilgiler, ölümden sonra bile gizli olarak korunmalıdır.

(2) Hastaya ait bu bilgiler, yalnızca hastanın açık izni veya mahkemenin kesin isteği üzerine açıklanabilir. Hastanın tedavisi ile ilgili diğer sağlık personeline ihtiyaç sözkonusu olduğunda hastanın onayı olduğu varsayılarak davranılır.

(3) Hastanın kimliğine dair bilgiler korunmalıdır. Bu bilgilerin korunması usulüne uygun yapılmalıdır.

(4) Hastalar, tanıları, tedavileri ve bakımları ile ilgili kayıtlara, diğer dosyalara, teknik kayıtlara ve tıbbi dosyalarına bakabilme ve kendi dosyalarının ve kayıtlarının kopyasını alabilme hakkına sahiptir. Bu hak üçüncü kişilerin bilgilerine bakabilmeyi içermez.

(5) Hastalar, kendileriyle ilgili tıbbi ve kişisel bilgilerin uygunsuz, eksik, çift anlamlı, eski olması veya tanı, tedavi ve bakım amacıyla ilgili olmaması durumunda bu bilgileri yenileme, daha açık hale getirme, bazı kısımlarını çıkarma, tamamlama, düzeltme hakkına sahiptir.

(6) Hastanın tanı, tedavi ve bakımı için gerekli olmadıkça ve ek olarak hasta izin vermedikçe hastanın özel ve aile hayatına girilemez.

(7) Tıbbi girişimler ancak kişinin özel hayatına saygı gösterilmesi durumunda yapılabilir. Bunun anlamı önerilen girişimin hastanın onayı veya isteğine göre ve kişinin ihtiyacı durumunda yapılabileceğidir

(8)Sağlık kurumlarına başvuran hastalar, özellikle sağlık personelinin kişisel bakımlarını veya muayene ve tedavilerini yapacağı durumda kurumların özel hayatlarının korunmasını sağlayan fiziksel özelliklere sahip olmasını bekleme hakkına sahiptirler."

f. 1995 tarihli Bali Bildirgesi m. 8 " (a) Hastanın sağlık durumu, tıbbi durumu, tanısı, prognozu , tedavisi ve kişiye özel diğer tüm bilgiler ölümden sonra bile gizli olarak korunmalıdır. İstisna olarak hasta yakınlarının kendileri ilgili sağlık risklerini öğrenmeleri açısından bu bilgilere ulaşabilme hakkı olabilir.

(b) Gizli bilgiler sadece hastanın açık izni veya mahkemenin kesin isteği üzerine açıklanabilir. Hastanın açık olarak izin vermediği durumlarda bu bilgiler sadece bilgilendirilmesi gereken diğer sağlık personeline verilebilir.

(c) Hastanın kimliğine ait tüm bilgiler korunmalıdır. Bu bilgilerin korunması usulüne uygun yapılmalıdır. Bu tür verilerin alındığı insan ürünleri de aynı şekilde korunmalıdır.

g. 1997 tarihli Kalite Bildirgesi m. 13 "Hasta kayıtları kalite değerlendirilmesinde kullanılabilir. Kalite değerlendirmesinde kayıtların kullanılacağı hastalara haber verilmelidir. Tıbbi kayıtlar gizli tutulmalı ortak kullanım şekline sokulmalıdır ve uygun olmayan kişilerin erişemeyeceği halde tutulmalıdır. Tüm raporlar, fotoğraflar, video görüntüleri ve karşılaştırmalı veriler ilgili hastanın bir değerlendirme içerisinde belirlenemeyeceği bir şekilde sunulmalıdır."

2. Türk Hukuku'nda Tıbbi Bilgilerin Gizliliğine İlişkin Düzenlemeler:

a. 1982 tarihli Türk Anayasası m.20 "(1) Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

(2) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir"

b. 4857 sayılı İş Kanunu m.75 "İşveren çalıştırdığı her işçi için bir özlük dosyası düzenler. İşveren bu dosyada, işçinin kimlik bilgilerinin yanında, bu Kanun ve diğer kanunlar uyarınca düzenlemek zorunda olduğu her türlü belge ve kayıtları saklamak ve bunları istendiği zaman yetkili memur ve mercilere göstermek zorundadır."

c. Hasta Hakları Yönetmeliği m.23 " (1) Sağlık hizmetinin verilmesi sebebiyle edinilen bilgiler, kanun ile müsaade edilen haller dışında, hiçbir şekilde açıklanamaz.
(2) Kişinin rızasına dayansa bile, kişilik haklarından bütünüyle vazgeçilmesi, bu hakların başkalarına devri veya aşırı şekilde sınırlanması neticesini doğuran hallerde bilginin açıklanması, bunları açıklayanın hukuki sorumluluğunu kaldırmaz.
(3) Hukuki ve ahlaki yönden geçerli ve haklı bir sebebe dayanmaksızın hastaya zarar verme ihtimali bulunan bilginin ifşa edilmesi, personelin ve diğer kimselerin hukuki ve cezai sorumluluğunu da gerektirir.

(4) Araştırma ve eğitim amacı ile yapılan faaliyetlerde de hastanın kimlik bilgileri, rızası olmaksızın açıklanamaz" şeklindedir.

Kişisel veriler kapsamında değerlendiren tıbbi kayıtların gizliliğini ihlal eden, diğer bir ifadeyle kişiye ait tıbbi verileri hastanın izni olmadan başkalarıyla paylaşın kişiler Türk Ceza Kanunu hükümleri uyarınca cezalandırılacaktır. Bu suçlar; TCK m. 134 "Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu", TCK m.135 "Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu", TCK m.136 "Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" şeklindedir. Bu suçların ihdasıyla da, tıbbi verilerin gizliliği TCK'da yer almıştır.

Ayrıca, tıbbi verilerin gizliliğini ihlal eden kişinin ya da kurumun özel hukuk ve idare hukuku bağlamında sorumluluklarının da gündeme gelebileceği düşünülmelidir. Bu sorumluluklar, tazminat sorumluluğu ve hizmet kusuru sorumluluğu olarak nitelendirilmektedir.

III. TIBBİ VERİLERİN DİJİTAL ORTAMLARA KAYIT EDİLMESİ

Günümüzde kişisel verilerin amacı dışında kötüye kullanıldığı, toplumda verilerin toplanması, korunması ve paylaşılmasına ilişkin endişelerin bulunduğu ve insanların fişlendiğine ilişkin haberlerin artması sonucu kişisel verilerin korunması konusunda toplumsal güven duygusunun sarsılmış olduğundan bahsetmek mümkündür.

Son zamanlarda, özellikle sağlık alanında yapılan/yapılması düşünülen düzenlemeler ile, hekim ile hastanın karşı karşıya geldiği, hekimin bu sebeplerle düzenlemelere karşı çıktığı görülmektedir. Bu düzenlemelerin en önemlileri, Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu sonucu Sosyal Güvenlik Kurumu'nun MEDULA sistemi ile ödeme kapsamı içindeki bireylerin sağlık bilgilerini elektronik ortamda kayıt altına alması, Sağlık Bakanlığı'nın "SağlıkNet" sistemine ilişkin düzenlemeler olarak görülmektedir.

Bu kapsamda, 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 47. Maddesinin "(1) Bakanlık ve bağlı kuruluşları, mevzuatla kendilerine verilen görevleri, e-devlet uygulamalarına uygun olarak daha etkin ve daha hızlı biçimde yerine getirebilmek için, bütün kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarından; sağlık hizmeti alanların, aldıkları sağlık hizmetinin gereği olarak ilgili sağlık kurum ve kuruluşuna vermek zorunda oldukları kişisel bilgileri ve bu kimselere verilen hizmete ilişkin bilgileri her türlü vasıtayla toplamaya, işlemeye ve paylaşmaya yetkilidir.

 (2) Bakanlık ve bağlı kuruluşları işlediği kişisel sağlık verilerini ilgili üçüncü kişiler ve kamu kurum ve kuruluşları ile ancak bu kişi ve kurumların bu verilere erişebileceği hususunda kanunen yetkili olması hâlinde görevlerini yapmalarına yetecek derecede paylaşabilir.

(3) Bakanlık ve bağlı kuruluşları, mevzuatla kendilerine verilen görevleri yerine getirebilmek için gereken bilgileri, kamu ve özel ilgili bütün kişi ve kuruluşlardan istemeye yetkilidir. İlgili kişi ve kuruluşlar istenilen bilgileri vermekle yükümlüdür." şeklinde değiştirilmesi üzerine değişiklik, Ana muhalefet Partisi tarafından Anayasa Mahkemesine intikal ettirilmiştir. Sözkonusu değişikliğin Anayasa uygunluğunu denetleyen Anayasa Mahkemesi, "Anayasa'nın "Özel Hayatın Gizliliği" başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz." hükmüne yer verilmiş, üçüncü fıkrasında ise "Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve  usuller kanunla düzenlenir." denilmiştir. Buna göre, Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen ve "Kişinin Hakları ve Ödevleri" başlıklı ikinci bölümünde yer alan özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakkına ilişkin olarak kanun hükmünde kararname ile düzenleme yapılması mümkün değildir. Anayasa'nın ikinci kısmının "Kişinin Hakları ve Ödevleri" başlıklı ikinci bölümünde yer alan 20. maddesiyle güvenceye bağlanan özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakkına ilişkin düzenlemeler içeren dava konusu kurallar.Anayasa'nın 91. maddesinin birinci fıkrasına aykırıdır. İptali gerekir."gerekçesiyle değişikliğin iptaline karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi iptal kararının asıl gerekçesi, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanun hükmünde kararname ile değil, kanunla düzenlenmesi şeklindedir. Nitekim bu gerekçeye dayanılarak sözkonusu madde, hiçbir harfine dokunulmadan 6495 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun m.73 ile yeniden düzenlenmiştir. Sözkonusu değişiklik ana Muhalefet Partisi tarafından yeniden Anayasa Mahkemesi'ne götürülmüştür.

Sözkonusu değişiklikle, Bakanlık ve bağlı kuruluşları, hastalarla ilgili her türlü veriyi toplamaya, işlemeye ve paylaşmaya, görevlerini yerine getirebilmek için gereken bilgileri ilgili kurum veya yerlerden istemeye yetkili hale gelmekte, ayrıca, ilgili yer ve kuruluşların bu bilgileri paylaşma zorunluluğu olduğu belirtilmektedir. Bu değişiklik, hekim-hasta ilişkisini sekteye uğratabilecek nitelikte olduğunu söylemek mümkündür; zira hastalar hekimlerden bazı bilgi ve/veya belgeleri saklayabilecek ve bu nedenle bazı sorunlar gündeme gelebilecektir.

Kanımca, değişiklik yapılırken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Klass-Almanya ve Leander-İsveç kararlarında belirtilen, "devlet tarafından "özel hayatın gizliliği"ne müdahalede bulunulurken, müdahalenin-alınan önlemlerin keyfiliğini, suistimalini veya kötüye kullanılmasını engelleyecek her türlü tedbirin alınması da zorunludur. Bu tedbirlerin alınmaması hem müdahalenin ölçüsüz olduğunu göstermekte, hem de "özel hayatın gizliliği" ilkesini ihlal etmektedir." şeklindeki hususlara dikkat edilmesi yerinde olurdu.

Belirtilmelidir ki, Hasta Hakları Yönetmeliği m.16 uyarıca, hastanın sağlık durumu ile ilgili bilgi ve kayıtlar; hastanın kendisi, vekili veya kanuni temsilcisi vasıtası ile incelenebilir ve örneği alınabilir. Kayıtlar, sadece hastanın tedavisi ile doğrudan ilgili olanlar tarafından ise sadece görülebilir, örnek alınamaz. Oysa Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı m.7 ile, sağlık kurumları, sigorta şirketleri, sosyal güvenlik kurumları, işyeri sağlık birimi oluşturmakla yükümlü işverenler ve sağlıkla ilgili okul ve üniversitelerin de kişisel sağlık verileri işleyebileceği yasal düzenlemeye kavuşturulmak istenmektedir. Madde metnindeki düzenleme;

"(1) Kişilerin ırk, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep veya diğer inançları, dernek, vakıf ve sendika üyeliği, sağlık ve özel yaşamları ve her türlü mahkûmiyetleri ile ilgili kişisel veriler işlenemez.

(2) Birinci fıkrada belirtilen kişisel verilerin, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğinin korunmasını sağlayacak yeterli önlemlerin alınması şartıyla, aşağıda sayılan hallerde işlenmesi mümkündür:

 a) Kanunla yasaklanmayan hallerde kişinin yazılı rızasının alınması,

b) Hukukî veya fiilî nedenlerle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan bir kişinin  kendisinin veya bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün idamesi için veri işlemenin  zorunlu olması,

c) İlgili kişiye yeterli koruma imkânının sağlanması şartıyla, veri kütüğü sahibinin, bu  Kanunla veya diğer kanunlarla tanınan hak ve yetkileri kullanabilmesi veya yükümlülükleri  yerine getirebilmesi için veri işlemenin zorunlu olması,

ç) Vakıf, dernek, sendika ve siyasi partilerce, kuruluş amaçlarına ve tâbi oldukları mevzuata uygun ve faaliyet alanlarıyla sınırlı olmak şartıyla, üye ve mensuplarına yönelik ve ilgili kişinin rızası olmadan üçüncü kişilere açıklanmamak kaydıyla veri işlenmesi,

d) İlgili kişi tarafından alenen açıklanmış olan veriler hakkında olması,

e) Hukuken bir hakkı tesis, kullanma veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması,

f) Koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi, bakım veya sağlık hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla kişisel verilerin;

 1) Sağlık kurumları,

 2) Sigorta şirketleri,

 3) Sosyal güvenlik kurumları,

 4) İşyeri sağlık birimi oluşturmakla yükümlü işverenler,

 5) Sağlıkla ilgili okul ve üniversiteler,

 tarafından ilgili kanunlara uygun olarak, hukuken veya meslek kurallarına göre sır saklama yükümlülüğü altında bulunan sağlık personeli veya eşdeğer seviyede sır saklama yükümlülüğü altındaki bir başka kişinin gözetimi altında işlenmesi.

(3) Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunmamak şartıyla, temel kamu yararlarının gerektirmesi hâlinde, ilgili mevzuatta yeterli koruma tedbiri bulunması kaydıyla, Kurul, özel niteliği olan kişisel verilerin işlenmesine karar verebilir.

(4) Suçun soruşturulmasına, koruma ve kontrol tedbirlerine ve ceza mahkûmiyetlerine ilişkin özel nitelikteki kişisel veriler, ilgili kanunlarda yeterli koruma tedbiri bulunması kaydıyla, yetkili mercilerin kontrolü altında işlenebilir. Ancak, ceza mahkûmiyetlerine ilişkin sicil sadece Adalet Bakanlığının kontrolü altında tutulabilir.

(5) İdarî nitelikteki yaptırımlar ve özel hukuk alanındaki mahkeme kararlarına ilişkin veriler de resmî mercilerin kontrolü altında işlenebilir.

(6) Vatandaşlık kimlik numarası veya benzeri karakteristik işaretlerin işlenme usul ve esaslarını belirlemek amacıyla yapılacak yönetmeliklerde Kurulun görüşü alınır." şeklindedir.

2010 Anayasa değişikliği ile kabul edilen m.20/3'deki düzenlemeye göre; "Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir."Burada dikkat edilmesi gereken nokta, kişisel verilerin ancak kişinin açık rızasıyla işlenebileceği öngörülmüştür. Fakat Kanun tasarısının 7. Maddesi incelendiğinde, kişinin rızasından bahsedilmediği görülmektedir. Kişisel veri, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Sözkonusu düzenlemeyle hangi kurumun hangi şart ve durumlarda veri işleyeceği belirtilmemiş, deyim yerindeyse kurumlar arası iletişimle kişilerin verilerinin paylaşılmasına imkan sağlanmaya çalışılmıştır. Kişi, sağlığı ile ilgili bir veriyi SGK ile paylaşmak istememesine karşın sözkonusu düzenlemeyle bu verinin SGK vd. kurumlar ile paylaşılabileceği öngörülmektedir. Bu düzenlemeyle, kişilere ait veriler hangi kurum tarafından nereye işlendiği belirlenmesi de imkansız hale gelecektir. Kişinin Anayasal hakkı olan kişisel veriyi sildirme imkanı da ortadan kaldırılmış olacaktır. Bu sebeplerle özel hayatın gizliliğine açık müdahale teşkil eden Tasarının 7. maddesinin Anayasa'ya aykırı olacağı kanaatindeyim.

IV- SONUÇ

Hastanın hastaneye başvurması ile tutulmaya başlayan tıbbi kayıtlar, hastanın özel hayatı kapsamında olduğu için bilgilerin 3. kişilerle paylaşılması hukuk kuralları çerçevesinde gerçekleştirilmelidir. Kanunların izin verdiği 3. kişilerce bu bilgilerin paylaşılması, Kanunda sayılan kişiler dışındaki kişilere tıbbi bilgilerin verilmemesi gerekir. Aksi halde, bu gizliliği ihlal eden hekimin, kurumun veya sağlık personelinin hukuki ve/veya cezai sorumluluğu gündeme gelebilecektir.

Hastanın kayıtları, özellikle sigorta davalarında, işçilerin tazminat davalarında, kişisel zarar davalarında, yanlış tedavi davalarında, vasiyet davalarında, ceza davalarında Mahkemelerce talep edilebilir. Mahkemece talep edilen hastaya ait tıbbi dokümantasyon, önce hekim tarafından detaylıca incelenmeli ve mümkün olduğunca sadece Mahkemenin talep etmiş olduğu meseleyle alakalı kısımlar Mahkemeye verilmelidir.

 

 

 

 

 

KAYNAKLAR

1.  Kişisel Sağlık Verileri Çalışma Grubu, Sağlık Hizmetlerinde Kişisel Veri Toplanması, Korunması ve Değerlendirilmesi, Türk Tabipler Birliği, 2013

2. Hukuka Aykırılıklarla Dolu Süreç Hakkında Kısa Bir Hatırlatma, İstanbul Tabip Odası Hukuk Bürosu, 29.09.2013

3. Bayraklı, Vedat/Güvenoğlu, Erdal, Medikal Görüntülerde Doktor-Hasta Bilgi Gizliliğinin Sağlanması, http://ab.org.tr/ab13/bildiri/115.pdf

4. Arslantaş, Didem, Tıbbi Dökümantasyon, Anadolu Üniversitesi Yayını No: 2495,

5. Kılıç, Doğan, Anayasal Bir Hak Olarak Kişisel Verilerin Korunması

6. http://www.kgm.adalet.gov.tr/Tasariasamaları/Basbakanlik/Basbakanlik.html

7. http://www.kazanci.com